Antrenörlük eğitimi aldığım Ratzeburg’da beslenme konusunda bilgiler sunan hocamız bize insanın eksik yaratıldığını, yeryüzünde bizim türümüze göre çok daha dayanıklı, tek yönlü beslenmesine karşın çok daha güçlü, bize göre çok daha iyi gören, koku alabilen, telepatik güçleri olan yaratıklar olduğunu anlatırdı. Bu canlılar üzerinde araştırmalar yapıldığını, yıllardır genlerle oynandığını ama uygulamada bir ilerleme kaydedilemediğini söylerdi. Örneğin bir Sibirya Ayısının 6 ay kış uykusuna yattığını, uykusu arasında yavruladığını, kış boyunca uyurken onları emzirdiğini ve ilkbahar geldiğinde ailecek dış hayata nasıl dönebildiğini anlatır, bizim ne kadar nazik yaratıklar olduğumuzu ifade etmeye çalışırdı.

Anlattıklarının arasında o güne kadar adını bile duymadığım (zaten duysam da aklımda tutamayacağım) bir canlı türü vardı: ÖLÜMSÜZ DENİZANASI: Turritopsis Dohrnii. Bu yaratık normal bir hayat sürüp ihtiyarlıyor, bir noktadan sonra hücrelerini küçülterek tekrar çocukluk yaşına geri dönüyor ve tekrar aynı yaşamı sürdürmeye devam ediyordu.

Yani bizim 80 yaşına gelip, hücrelerimize geri dön mesajı verip, tekrar 20 yaşına gelip hayata devam etmemiz gibi bir şey…

Bu denizanası türünün kaç milyon yıldır yaşadığı şimdiye kadar anlaşılamamış ve marifetini hangi fiziksel, kimyasal mucizelerle gerçekleştirdiği ortaya çıkartılamamıştır.

İhtiyarladığımız zaman genellikle beyin bir şeyler yapmak ister de hani kaslar yapamaz ya, işte bu sırrı çözebilirsek hayat daha eğlenceli hale gelecek ama şimdilik bilim adamlarının ellerini çabuk tutmalarını beklemekten başka çare yok. Bu arada denizanası çorbası içmek de işe yarayabilir ama pişirip hücreleri öldürmeden, çiğ olarak…

Şaka bir yana Turritopsis Dohrnii planetimizde hangi amaçla yaşamaktadır, milyonlarca yıldır başından neler geçmiştir bilmek isterim. Bence ilim adamları kansere çare aramak gibi basit (!) işlerle uğraşacaklarına şu garip isimli denizanasını mercek altına yatırsalar iyi ederler.

Aşağıdaki resimde Ölümsüz Denizanası’nın inanılmaz hayat döngüsünü görmekteyiz.

İnanıyorum ki önümüzde gel beni keşfet diye bekleyen yeni hayat konseptimiz olabilecek  TRANSDIFFERENTIATION kelimesini yakın gelecekte daha çok duyacağız.

Celal Gürsoy, 26.01.2018

Reklamlar