Sporu ne için yaptığını bilmeyen bir ülke olduğumuz için soruyu cevaplarken önce temel kavramlar üzerinde durup sonra da kendi tecrübe ve düşüncelerimi yazarak cevaplamaya çalışacağım.

Önce “spor” ve “futbol” kavramlarını ayırmamız gerekiyor. Günümüzde en büyük paranın döndüğü, “arena”larda ilk çağlardaki gibi bir düşmanlık algısı yaratarak oynanan bir spor dalına tüm branşların önünde yer vermek hataların en büyüğüdür. “Burası cehennem, buradan çıkış yok”, “cehenneme hoş geldiniz” gibi sloganlarla başlayıp, rakip sporculara küfür ederek devam eden bir oyunun adı “spor” olamaz. Bu densizlik son zamanlarda futbol sahalarından kapalı spor salonlarına kadar taşındı ve engellenmesi de giderek zorlaşıyor. Rakibinden nefret ederek spor salonuna gelen seyirciden her şey beklenir. Önce bu yapıyı değiştirmek gerekmektedir.

Seyirciden yayılan nefret dalgası sporcuya da yansımakta ve hakem her düdük çalışında üstüne yürüyen gençlerle karşı karşıya kalmakta. Bu gençlerin nefret dolu suratlarını görünce büyük üzüntü duyuyor ve biz sporu bunun için mi yaptık diye düşünüyorum.

Başlıktaki soruya dönecek olursak;

1-Ülke yönetiminin ve yerel yönetimlerin görevi topluma spor zevkini ve alışkanlığını aşılamak, kitlelerin spor yapabilmeleri için olanaklar yaratmak olmalıdır. Milyonlar harcayarak futbol takımı kurmak belediyelerin işi değildir.

2-Buna karşılık kitlelerin spor yapıyor olması aradan birkaç olimpiyat şampiyonu çıkacak anlamına gelmez. Elit sporcular, bu işin uzmanı alt yapı antrenörleri tarafından yetiştirilir, performans antrenörleri tarafından dünyadaki en üst rekabet seviyesine çıkartılır. Kitle sporu ile performans sporu birbirinden farklı kavramlardır.

Ülkemizdeki hemen tüm spor branşlarına bakarsanız yıldızlar, gençler ve U23 gibi yaş kategorilerinde dünya çapında başarılı gençlerimiz olduğunu görmekteyiz. Ancak o gençlerimizin küçük yaşlarda yendikleri, geçtikleri, üstün oldukları rakipleri ilerleyen senelerde kendilerini geliştirerek olimpik seviyeye çıkarken, bizimkiler yerinde saymakta ve dünya sıralamasında gerilemekteler.

Olimpiyatlara her seferinde daha çok sporcu ile katıldığımıza aldanmayalım. Kazandığımız madalya sayısı artan sporcu sayımıza orantılı olarak yükselmiyor. (Devşirmeleri ve dopingçileri saymıyorum.) Biz kalender bir millet olduğumuz için “buna da şükür” demeye alıştırılmışız.

Dünya Şampiyonalarında başarılı olan tek tük sporcunun hayatını incelediğimizde de ne kadar büyük şahsi fedakarlıklarla çalıştıklarına içimiz burkularak şahit oluyoruz.

Devletin ve yerel yönetimlerin uygulaması gereken spor politikası işte bu anlamda yeniden kurgulanmak zorundadır. Ülkemizde, kitle sporuna yatırım yapınca buradan olimpik sporcu çıkacağına inanan ve görevini yerine getirdiğini sanan bir idari mekanizma var. Performans sporcularının, yarışçıların farklı bir konsept ile yetiştirilmeleri gerektiğini anlamaları gerekiyor.

Bütün bu yazdıklarını hem yurt içinde hem de yurt dışında birebir yaşamış bir sporcu ve antrenör olarak yerel yönetimlerden bir ricam var: vatandaşa sempatik gözükmek için halkın parasını profesyonel futbola harcamayın. O para ile kitlelerin spor yapabilecekleri, coğrafyanıza uygun spor branşlarında tesisler inşa edin. O tesislerde halka spor yapmayı öğreten hocalar bulundurun, kitleleri spor yapmaya teşvik etmek için halk koşuları, herkesin katılabileceği müsabakalar düzenleyin. Olimpiyatlar bile spor öncelikli panayırlarla başlamıştı.

Profesyonel spor branşlarını ve şampiyonlar yetiştirmeyi bırakın bu iş için kurulmuş olan kulüpler yapsın. İmkanınız oranında o kulüplere destek verin.

Halkın spor kültürünü yükseltmeden tribünlerdeki seyirci sayısını arttıramazsınız. Günümüzdeki görüntü beklediğimizin ve hayal ettiğimizin tam tersi olarak gelişmektedir. Tribünlerdeki seyirci sayısı azalmakta ama bununla birlikte fanatizm artmaktadır. İşin en kötü tarafı bu tehlikeyi emniyet güçleriyle önlemek zorunda kalmamızdır. Sporun geleceği polisin elinde mi olmalıdır?

Spor seyircisi bu duruma düştüyse o zaman biz sporcudan ne bekliyoruz ki?

 

Reklamlar