Zeytin Yağında Patlama?

Zeytinyağı

Bir tarihte Adana Ticaret Odasının davetlisi olarak katıldığım bir toplantıda yörenin meşhur meyva suyu üreticisi firmanın sahibi şakayla karışık bir başarı öyküsü anlatmıştı.

Moskova belediyesinden gelen bir satın alım talebi üzerine oraya birkaç TIR meyve suyu göndermişler. Rusya’ya bir ihracat başlangıcı yapmaktan dolayı çok mutlu olarak hemen bir elemanın eline fotoğraf makinesi verip Moskova’ya yollamışlar. Moskova sokaklarında TIR’ların resmini çeksin, reklamlarda kullanırız diye düşünmüşler. Eleman gitmiş birkaç gün geçmiş ses yok. Telefon etmişler, eleman “başkanım arıyorum TIR’ları bulamıyorum” demiş. “Oğlum Moskova Belediyesine gidip nerde bizim TIR’lar diye sorsana” demiş başkan. Akşam eleman geri aramış. “Başkanım TIR’lar iki gün önce gelmiş, malı boşaltmış ve dönmüş, zaten gelen ürün Moskova şehrinin sadece 6 saatlik ihtiyacını karşılayacak kadarmış”… Başkan “büyük iş yaptık zannederken meğer ne kadar küçük ve acemi olduğumuz anladık ve çok utandık” demişti. “Biz değil Rusya’nın Moskova şehrinin bile yıllık ihtiyacını karşılayamayız, çok hazırlıksız yakalandık…”

Bu günlerde medyada çıkan Çin’e zeytin ihracatı haberlerini okuyunca tek kaşımı havaya kaldırıp rakamları endişeyle inceledim. Film aynı film.

Haber aynen şöyle idi: “ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahip olan ülke, zeytin ve prina yağı ithalatının yüzde 91’ini Avrupa ülkelerinden yaptı. İspanya yüzde 60 ile Çin’e en çok zeytin ve prina yağı ihraç eden ülke olurken onu yüzde 24 ile İtalya ve yüzde 6 ile Yunanistan takip etti. İthalat, önceki yıla göre yaklaşık yüzde 38 artarak 45 bin tona ulaştı. İthalatın yüzde 84’ünü natürel zeytinyağı oluşturdu. Eylül 2012 dönemine ait rapora göre Çin’in yaptığı zeytinyağı ve prina yağı (zeytin posasının içinden alınan yağ) ithalatı son 5 yıl içinde yaklaşık altı kat arttı.

Çin, tüm zeytin ve prina yağı ithalatının yüzde 2’sini Türkiye’den yaptı.

Matematik olarak gelecek sene biz Çine yaptığımız ihracatımızı ikiye katlasak bile Çin’in zeytinyağı ithalatının %2’sini bile karşılayamayacağız. Çünkü onlar zeytinyağını yeni tanıyan ve giderek refah seviyesi artan bir toplum olarak ithalatlarını geçen seneki gibi en az %38 daha arttırarak inanılmaz bir büyüklüğe ulaşacaklar. Biz de göreceli olarak büyüdüğümüzü düşüneceğiz ve belki de çok mutlu olacağız.

Global düşünebilmek için o pazarlarda yıllarca dirsek çürütmek ve ülkelerin büyüme hızlarını ve refah trendlerini dikkate almak gerekir. Burada görev kimindir? Firmaların mı? Ticaret Odalarının mı?, Devletin mi? Cevap: Hepsinin. Ortak sektörel meslek gurupları neden kuruluyor? Bu trendleri takip edebilmek için. Peki bu guruplar dünyanın nereye gittiğini farkında mı? Öyle görülüyor ki HAYIR.

Doğanın bize hediye ettiği kıymetleri pazarlamayı bile beceremiyoruz.

Trenin peşinden koşmaktan bıktım.

Yok mu geniş düşünebilen biri?

Bu yazı 10.02.2013 tarihinde www.bodrumgundem.com gazetesinde yayımlanmıştır.

 

Reklamlar