Olimpiyat: Sporun maksadını aştığı bir organizasyon

Hayatım boyunca sporla iç içe yaşadım. Aktif sporculuk yaptım, dünya şampiyonalarına katıldım, Türkiye’de ve Almanya’da antrenörlük ve spor yöneticiliği yaptım ama son yıllarda olimpiyatlar bana itici gelmeye başladı. Bu hissim ilk olarak Amerikan basketbol “Rüya Takımı”nın olimpiyatlara katıldığı yıllarda başladı. Milyonlarca dolar kazanan, amatörlükle ilgileri olmayan basketçilerin olimpiyatlara katılması bence işin ruhuna aykırıydı. Daha sonra atletizmde dünya şampiyonalarında para ödülleri verilmeye başlandı. Profesyonel bisikletçiler, milyoner futbolcular, tenisçiler olimpiyatlarda boy göstermeye başladı. Bence artık bunun adı yıllardır bize anlatılan “olimpiyat” değildir.

Yüzme yarışlarında 15 yaşındaki bir Çinli kız çocuğunun rekorları kırdığını izlemişsinizdir. Onun 11 yaşından beri bir devlet sporcu yetiştirme yurdunda yaşadığını ve haftada sadece bir kez izin verildiğinde annesini telefonla arayıp ağladığını biliyor musunuz. Bu eziyet bir madalya kazanarak Çin bayrağını göndere  çektirmek için değer mi?

Siz çocuğunuzu yıllarca böyle bir kampa göndermek ister misiniz? “Yeteri kadar para verirlerse olabilir” diyenler çıkacaktır. İşte benim demek istediğim de bu. “Spor” kavramı anlamını yitirmiştir. Sporcular, Romalılar devrinde arenaya çıkan gladyatörlere benzemeye başladılar. Kaybedenle kazananın arasındaki uçurum giderek o kadar büyüdü ki, her spor müsabakasının sonunda bir “kazanan” ile birçok “kaybeden” ve çöken, mutsuzluğa itilen, psikolojik sorunlar yaşamaya başlayan kişiler çıkmaya başladı. Taraftarlar kendilerini parçalamaya, etrafı yakıp yıkmaya, ağlamaya, sinir krizleri geçirmeye başladılar. Adeta insanlar “bizim takımdan olanlar” ve “düşmanlar” diye ikiye ayrıldılar.

Eskiden sporun amatörce yapıldığı devirlerde kazanan mutlu olur, kaybedenler de sadece üzülürdü. Para, zaman, emek kaybı bu günkü kadar öldürücü değildi.

Avustralya ve Yeni Zelanda’lı sporcular kuzey yarımkürenin iklim şartlarına uymak için bütün yıllarını ailelerinden, evlerinden uzakta otellerde, kamplarda geçirmekteler. Yarışmalarda başarılı olanlar bu eziyeti bir yıl daha hatta bazen olimpiyatlara kadar dört yıl çekmek zorundalar. Diğer ülkeler de benzer şekilde yıllarca öncesinden başlayarak binlerce kişilik sporcu ordusu içinden olimpiyatlara katılacak birkaç kişiyi seçebilmek için yüzlerce milyon dolar harcıyorlar. Sadece bu hazırlık için dünyada harcanan milyar dolarlarla geride kalan insanların daha iyi eğitilmesi ve daha sağlıklı hayat şartlarına kavuşması mümkün olabilir.

Çözüm nerede?

Bence artık Olimpiyatların vizyonu ve misyonu tekrar tartışılmalı, “amatörlük” kavramı yeniden tanımlanmalıdır.

Bu yazı 6 Ağustos 2012 tarihinde www.bodrumgundem.com gazetesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar