Günümüzde sadece ülkemizde değil diğer ülkelerde de lidersizlik problemi yaşanıyor.

Liderliğin ne anlama geldiğini öğrenmek için ansiklopediye bakmaya gerek yoktur. Karşınızdakinin lider olup olmadığını içinizde hissedersiniz. Çünkü liderlik sonradan olmaz, insanın doğuştan genlerinde taşıdığı bir özelliktir ve ne yazık ki son yıllarda onlardan çok az yetişiyor…

Aileden başlayarak toplumun her biriminde liderlere ihtiyaç vardır. Zekası, analitik düşünce yapısı ile duygularını ölçülü bir şekilde dengeleyerek kararlar veren kişi hem kendini hem yakın çevresini yönetir ve doğru yolda başarıyla ilerler.

Günümüzde liderlik tanımını tam olarak taşıyan kişilerin azlığı neticesinde toplumda çatlamalar, kopmalar olmakta bu otorite boşluğundan faydalananlar yüzünden yolsuzluklar yaşanmakta ve ortaya çıkan finansal çöküntüler tehlikeli toplumsal hareketlere, kutuplaşmalara, anarşiye, teröre ve kaosa doğru gitmektedir.

Ülkemizi yıllardır yöneten yetersiz liderler yüzünden bu gün babalar gününü kutlamak yerine teröre verdiğimiz şehitlerimizin cenazelerini kaldırıyoruz. Olayları olduğu gibi kabul edip, başımızı eğip küçük yaşamımızı devam ettirmeye çalışıyoruz. Her şeye hoşgörü ile bakmak, bizi idare eden devlet büyüklerimize güvenmek ve hatalı olduklarını görsek bile ses çıkartmamak sanki içimize işlemiş. Biz böyle bir toplum muyduk. Atatürk bize hiçbir şey öğretemedi mi?

Bildiğiniz gibi batı ülkelerinde “hoşgörü” kelimesinin tam karşılığı yoktur. Onlarda kullanılan “tolerans” kelimesi sınırlı bir hoşgörüyü ifade eder. Size çevrenizi rahatsız etmeyecek kadar tolerans gösterirler. Bizde olduğu gibi sınırsız bir hoşgörü yoktur. Çevreyi rahatsız etmeye başladığınızda tolerans biter. Kanunlardan çok daha önce sert bir toplum duvarına çarparsınız. Evde çocuğunuza iyi bakmadığınızı fark ettikleri zaman ona bile karışırlar. Komşularınızdan başlayarak bütün mahalle, şehir, eyalet tavrını belli eder, sizi bir hizaya sokar. Aynı şekilde ülkeyi ilgilendiren işlerde de yöneticiler bu baskıyı hissederler. Hem de öylesine farkına varırlar ki “ya bu işi çözeceksin, ya da işi çözebilecek birisine devredeceksin” prensibi üstlerinde Demoklesin kılıcı gibi asılı durur. Çağımızın idari modeli olan demokrasi bunu gerektirir.

Asırlardır üzerimize çökmüş olan tevekkül, sabır, hoşgörü, kanaatkarlık, kalenderlik kavramlarını günümüze göre yeniden tanımlamak gerektiğini düşünüyorum.

Bodrumdaki yollara asfalt döküldü diye kanaatkarca mütevazi davranmak yerine “neden çizgileri çekilmedi, işaretsiz yollarımızla turistlere alay konusu oluyoruz” diye düşünmek, daha iyisini talep etmek istiyorum. Haziranın ortasını geçtik, tatilcilerin gelip evlerini elden geçirdikleri en büyük cironun  yapılacağı bir dönemde neden Koçtaş ve diğer mağazaların önündeki yolun kazıldığını anlamak istiyorum. Bu bir batı ülkesinde yapılsaydı bu plansız ve çevreye zarar veren hareketin sorumluları kendilerine başka iş arardı. Ayrıca o mağazaların açtığı tazminat davası da hukukta ders olarak okutulurdu.

Sorunlar çok. Liderler yeterli mi? Kendi yakın çevremizden başlayıp bunu araştırmalı ve çağdaş kavramlara göre “tolerans” kavramının sınırları içinde yaşamımızı tekrar gözden geçirmeliyiz, sorgulamalıyız, daha iyisini istemeliyiz.

 Bu yazı 20 Haziran 2010 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar