ARZ TALEP DENGESİZLİĞİ = FIRSAT

Ticaret hayatını yaşatan iki faktör olan arz ve talep hiçbir zaman dengeli olmaz. Kısa bir süre dengede olduğu sanılır ama bu fırtınadan önceki sakinliktir. Çünkü kısa bir süre sonra ya arz kontrolsuz bir şekilde artacaktır ya da talep. Bu durumda dengeler hemen değişecektir. Tam tersi olduğunda da ne zaman arz azalsa piyasalarda dengeler bozulur, satışa arz edilen mallar azaldığı için kıymetlenir, karaborsa veya stokçuluk başlar, malların sahteleri çıkar.

Tam tersi talep azalsa bu sefer eldeki stoklar artar. Bu devirde stok fazlası öldürücü bir kavramdır. Firmayı batırır. Bunun için üretici derhal frene basar ve üretmez, bu durumda da atıl kapasite ortaya çıkar.

İşte şimdi bu durumdayız. Talep azaldı. Sadece iç piyasada değil, dış piyasalarda da azaldı. Bunun neticesinde ihracatımız azaldı. Zaten ihraç ettiğimizin neredeyse iki mislini ithal eden bir ekonomik çarpık düzenimiz vardı. Şimdi bu daha da eğrilip büküldü. 

Matematik olarak bakacak olursak 2008 sonunda 130 milyar dolar ihracat, 200 milyar dolar ithalat yapan bir ülkeydik. 2010 yılı ocak ayı sonunda IMF tarafından derlenmiş dünya mal ticareti ve dünya sanayi üretimi verilerine göre dünya sanayi üretimi yüzde 30 daraldı. Dünya mal ticareti ise yüzde 60 daralma geçiriyor. Biz de bundan payımızı aldık. 

Dış talep durduğu sıralarda iç talep de çoktan durma noktasına gelmişti. Hem dış, hem de iç piyasalarda talebin azalması önce üretimin azaltılması, sonra işten çıkartmalar, daha sonra da kendini kurtaramayan firmalar şeklinde hayatımıza yansıdı.

Şu anda işsizlik diye gördüğümüz dağ aslında aysbergin sadece üst kısmı. Bunu devletin kurtarması da pek olası gözükmüyor. Çünkü zaten kriz ortamında düşen vergi hasılatı ve 2009 mahalli seçiminde artan kamu harcamaları bütçe açığını ve borçları büyüttü. Belediyeler ve TOKİ hepimizin sırtına büyük bir yük daha yükledi. Buna hızla çare bulunmazsa bizim için Yunanistan’a benzeme tehlikesi var.

Kurtuluş nasıl olabilir? Toparlanmanın dışarıdan gelmesini hayal etmek zorundayız. Ancak dış talep artarsa ihracat tekrar yük taşır hale gelir, iç pazara yansır ve 2011’de iç piyasalarda düzelme görülebilir. Kısa vadede ise ümit sadece turizme bağlanmış durumda.

Bizim arz tarafı dediğimiz ağır yükü taşıyan kalem olan sanayi ancak dış talebin artmasıyla büyüyecek (daha doğrusu eski büyüklüğüne ulaşacak), böylece “dış talep artışı” sayesinde ekonomimiz eski düzeyine gelebilecektir. Ne zaman? Ancak en büyük ihracat dilimini oluşturan Avrupa ekonomileri düzeldiği zaman.

Çare: Türk iş adamının global düşünme vakti gelmiştir. Avrupa bocalarken atılımcı olmalı ve tıpkı Doğu Almanya batıya açıldığı zaman yaptıkları gibi kendi sektöründe usta olan firmalarımız Avrupalı rakiplerini yutmalıdırlar. Kaide budur. Ticarette acımak yoktur. Finansal gücü olan Türk firmalarının iç pazarda vakit kaybetmeyip dışarıda daha agresif bir politika izlemelerini tavsiye ediyorum. Özellikle kolayca AB üyesi oluvermiş ama gelişmesini daha tamamlayamamış olan yakın komşularımızda kesinlikle dominant olmalıyız.

Bu yazı 13 Nisan 2010 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar