Almanyada yaşadığım yıllarda medya sayesinde bir olayı çok yakından takip etme şansım oldu.

O yıllarda Posta Bakanlığının başında çok eski ailelerden birine ait, isminin başında “von” olan saygın biri vardı. Bakanın oğlu uzak doğudan oyuncak ithal eden bir firmanın sahibiydi. Kaufhof firmasının Yönetim Kurulu başkanı da bakanın sınıf arkadaşıydı. Oyuncak ithalatçısı oğlan, bakan babasından arkadaşına bir mektup yazmasını ve oyuncakları tanıtmak için bir randevu almasını ister. Kaufhof başkanı bu mektubu kabul ederek oğlana randevu verir. Sonunda iş olmaz ama bir skandal ortaya çıkar. Mektup sekreter tarafından yanlışlıkla Bakanlık özel antetli kağıdına yazılarak Kaufhof’a gönderilmiştir. Bakan derhal istifa eder. Sekreter suçu üstlenmesine ve gerçekleşen bir iş de olmamasına rağmen bakan koltuğunda bir saat bile oturamayacağını çünkü Sivil Toplum Kuruluşlarının reaksiyonundan çekindiğini beyan eder.

Dikkat: Bakan kendi parti yönetiminden veya muhalefetten korkmamaktadır. Sivil Toplum Kuruluşlarından çekinmektedir.

İşte bir toplumu saygın ve güven içinde yaşanabilir yapan güç budur. Batı dünyasındaki ülkelerde daha üniversite yıllarından başlayarak insanlar Sivil Topluk Kuruluşlarına üye olmaya başlarlar. Bunlar yaşadıkları hayata müdahale etmek isteyen, olayları yönlendirmeye çalışan, işi şansa veya başkalarının eline bırakmak istemeyen aydın insanlardır.

Yaşadığı toplumun daha iyi yönetilmesi, haksız rekabetin önlenmesi, tüketicinin korunması, eğitimin, sağlık hizmetlerinin, hukukun eşit dağılımının sağlanması ancak Sivil Toplum Kuruluşlarının katkısıyla başarılı olarak yönetilir. Duyarsız bir halk idareden şikayet etme hakkını da kaybetmiştir.

Almanya’da antrenörlüğünü yaptığım “Frankfurter Germania 1869” kulübünün 300 üyesi vardı. Hepsi yılbaşında aidatlarını öder, seçim zamanı tam kadro boy gösterirlerdi. Genel Kurula gelemeyenler kesinlikle arkadaşlarından özür diler, kabul edilebilir ve geçerli bir bahane belirtirlerdi. Katılım böyle ciddi olunca da kulübü idare etmek üzere seçilenler arkalarında üç yüz kişilik bir denetleme ordusunun varlığını hep enselerinde hissederlerdi.

Türkiye’ye 15 yıl sonra dönünce yaşadığımız tersine kültür şokunda en çok aradığımız ve bir boşluk olarak gördüğümüz konu Sivil Toplum Kuruluşlarının eksikliği ve olanların da yeteri kadar aktif olmamasıydı.

Yaşantınızda mutlaka size ters gelen ve düzelmesini istediğiniz bir çok olay vardır. Bunları tek başınıza etrafınıza anlatmanız işe yaramaz. Tam tersi her şeyden şikayet eden biri gibi gözükürsünüz. Ancak konuyla ilgili olan Sivil Toplum Kuruluşlarına katılır ve aksiyonlarını desteklerseniz bir ses çıkartma şansınız olabilir.

Bodrum’da kurulu olan binden fazla STK’nın daha aktif, kuruluş amacına uygun projeler üreterek ve hayata karışarak etkin olmaları gerektiğini hep yazıyoruz ve bir netice alamıyoruz.

Acaba bir de onları nasıl harekete geçirebileceğimizi düşünsek daha doğru olmaz mı? Bu bizim görevimiz değil mi? Peki ne yapılmalı? STK yöneticileri ne yapmalı? STK üyeleri ne yapmalı? Haftaya burada bir dizi önlem sıralayacağım ama önce sizden gelecek olan önerileri bekliyorum. Elinizi taşlın altına sokmanın tam zamanıdır. Şikayet etmeyin, öneri getirin…

Bu yazı 28 Mart’ta www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar