İstanbul’da yapılan IMF-DB toplantılarından ülkemiz için bazı önemli kararlar çıktı. İlk olarak artık dünya ekonomisinin dümeninde G-8’ler değil G-20’ler yer alacak ve kararlar alınırken kullanılacak oy hak ve kotaları değişecek. Yani kararlar geniş karılımla verilecek.

Bundan etkilenen Avrupa Birliği de eski 6 ülkelik idare şeklini değiştirip artık 27 ülkelik bir topluluk olduğunu fark ederek karar mekanizmasını değiştirmek zorunda kaldı.

Günümüzde ülke yöneticileri (biz her ne kadar hala sınırlarımızla kafayı bozduysak da) “ticaretin küreselleşmesi”, “tehlikeli şekilde hızlanan iklim değişikliği ve bunun ortaya çıkarttığı yeni sorunlar”, “sürdürülebilir enerji kaynakları ihtiyacı” gibi büyük ve çok ciddi sorunlarla uğraşmaktadırlar.

Türkiye bu sorunların bir kısmına çözüm getirebilecek konumda bulunmaktadır. Bu doğal gücümüzü iyi pazarlayarak bölgemizdeki en önemli iktisadi güç olmaya doğru ilerlemekteyiz.

TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun Eurochambres Başkanlık Divanı’na ve Birinci Başkan Yardımcılığı’na seçilmiş olması bunun en belirgin örneğidir. Türkiye artık diğer ülkelerin görmezden gelebilecekleri bir ülke değildir.

Bodrum’u yönetenlerin önünde şimdi önemli fırsatlar doğabilir. Bunun için AB ilişkilerinde daha aktif çalışmak zorundadırlar. Belediye Başkanımız, Kaymakamımız ve BODTO başkanımız AB’nin arz ettiği hibeleri, fonları ve destek verdiği projeleri çok agresif bir şekilde takip etmeli ve Bodrum’un kalkınmasına aktif katkı sağlamalıdırlar. Her kurumun acilen bu fonları takip edebilecek tecrübeli kadrolara ihtiyacı vardır.

Ayrıca belediyemiz  “kardeş şehir” politikalarını ve olanaklarını tekrar gözden geçirilmeli ve bize yol gösterebilecek kalitedeki AB şehirleri ile sıkı bir işbirliğine girilmelidir. Bunun için de en kısa zamanda çok radikal kararlar almalı ve Bodrum’daki 11 belediyenin ortak çalışma paydaları bulunarak en azından bazı konularda tek bir merkezden yönetilmeleri şarttır.

Bodrum’un temel gelir kaynağı olan turizm de dünyada evrim geçirmektedir. Bodrum derhal orta ve uzun vadeli bir yol planı çizmeli, turizm stratejisini belirlemelidir. Her kafadan bir ses çıkması bize hiç fayda sağlamaz, sadece geriletir. Pansiyonculuktan lüks otelciliğe geçmek gibi şu anda zaten finansman sıkıntısı çeken işletmelere imkansız, pahalı bir yol göstermek yerine pansiyonların ve üç yıldızlı otellerin kalitesini yükseltmek en akılcı ve ekonomik yol olacaktır. Her tesisin butik otele dönüşmesi zaten hem olanaksız hem de pazarlama açısından sakıncalıdır. Şu günkü duruma göre işletmecilerin içinde bulunduğu mali kıskaç onların kışın gene tesislerini kapatması ve sabırla gelecek yazı beklemesini zorunlu kılmaktadır. Bu süreç Bodrum’un aleyhine işlemektedir.

Bodrum’u yönetenler kendi finansal olanakları ile ileriyi göremeyen bu işletmecilere yardımcı olabilmek için dış kaynakları harekete geçirecek tedbirler almalı ve cesur atılımlar yapmalıdır.

Hem de hiç vakit kaybetmeden…

Bu makale 18 Ekim 2009 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar