Yaşlı kedi durmadan kendi kuyruğunu kovalayan yavru kediye sormuş: “Bunu neden yapıyorsun?” Yavru kedi cevaplamış: “Çünkü kuyruğumu yakalarsam çok başarılı olacağımı düşünüyorum.” Yaşlı kedi gülümsemiş: “Haklısın, ben de senin gibiydim, ama çok uğraşmama rağmen hiçbir zaman o başarıyı yakalayamadım ancak önüme dönüp yürümeye başladığım zaman fark ettim ki o hep peşimden geliyor.”

Almanya’da yaşadığım 15 sene içinde yaşadığım kültür şokları arasında iş hayatındaki planlı çalışma ve disiplin beni çok etkilemişti. Almanya’ya transfer olabilmek için gittiğim ilk gün Dresdner Bank’ın otuz beşinci katında Yönetim Kurulu Başkanı ile yapmak zorunda olduğum ilk konuşmada heyecan içinde bana neler sorulacağını beklerken Türkiye’dekinden çok farklı bir davranış biçimine şahit olmuştum:

İlk tanışma ve el sıkışmadan sonra masada hazır duran kahve termosundan fincanlarımıza kahveyi kendimiz doldurduk ve oturduk. Koca müdüre servis yapan yoktu ama masanın üstünde bütün teşkilat hazır pırıl pırıl bizi bekliyordu. Anlaşılan ben içeri girmeden önce biri gelip her şeyi hazırlamıştı. Bana seyahatimin nasıl geçtiğini sordu. Daha önce buralara gelip gelmediğimi sordu. Çok kısa birkaç özel sorudan sonra telefonu açtı ve sekreterine gelip fincanları toplamasını, on dakika içeriye telefon bağlamamasını ve dışarıda bekleyen tercümanı içeri göndermesini söyleyip kapattı. Ben de “demek burada işler böyle yürüyor” diye düşünmüştüm. Şimdi bir tercüman gelecek, kontrat maddelerinde anlaşılmamış bir nokta olmasın diye bana tercüme edecek, bu arada kimse araya girip konsantrasyonumuzu bozmayacak ve on dakikada işim bitecek. Gerçekten de öyle oldu. Daha sonraki yıllarda daha iyi göreceğim gibi Almanlar telefonda telgraf çeker gibi konuşuyorlardı. Hal hatır soran, dünkü maç hakkında konuşan, tatile nereye gideceğini anlatan yoktu. Orada galiba zaman buraya oranla daha kıymetliydi…!

O günlerde Türkiye’ye geldikçe iş yaptığım firmalara ve eski okul arkadaşlarıma daha dikkatli bir gözle bakmaya başladım. Günde sekiz saat çalışanı yok gibiydi. En az çalışanı on saat veya daha fazla çalışıyordu. Gene de Almanya’da sekiz saatte bitirilen işlerin yarısı bile sonuçlanmıyordu.

İlerleyen senelerde aldığım eğitimler sonunda iş hayatında planlamanın ve disiplinin en önemli başarı faktörü olduğunu öğrendim. Almanlar daha telefonu açıp konuşmaya başlarken karşı tarafın lafı derhal konuya getirmesini ve akıllı laflar etmesini bekliyorlar, uzatır veya saçmalarsa de tersleyip kapatıyorlardı. Zaman gerçekten çok kıymetliydi. Hiç kimse karşı tarafın tembelliği ve gevezeliği yüzünden fazla mesai yapmak istemiyordu. İş yerlerinde insanların birbirine çay kahve ikram etmeleri çok ekstra bir hareketti. Zaten oralarda bu iş için çalışan bir çaycı da bulunmuyordu.

Zamanı rasyonel kullanmakla neler kazanacağımızı anlayabilmek için basit bir özanaliz yapmamız yeterlidir:

Mesai saati başlar başlamaz yaptığınız bütün konuşmaların dakikalarını ve konularını bir kağıda alt alta yazın. Daha sonra o konuşmayı aslında kaç dakikada randımanlı bir şekilde bitirilmesi gerektiğini not edin ve farkı görün. Sizi ziyarete gelenler, telefonla arayanlar, iş yerinizdeki mesai arkadaşlarınızla olan konuşmalarınızın toplamından ortaya çıkacak olan sonuç sizi korkutacaktır. Bu özanaliz metodunu kullanmalarını tavsiye ettiğim birçok işadamı ilk gün daha öğle olmadan liste tutmaktan vazgeçip panik içinde bana telefon edip “hocam anladım, etrafımdakilerin hepsi benim zamanımı çalmaya çalışıyor ama ben buna karşı ne yapabilirim?” demişlerdi.

Yıllarca yurt dışında çalışmış bir Türk olarak zeka derecemizin diğer bütün milletlerden üstün olduğunu gururla gözlemlemişimdir. Olaylar karşısında ürettiğimiz pratik çözümlerin benzerini dünyanın başka hiçbir yerinde görmedim. Gene de Almanlar iş hayatında bizden daha başarılı oluyorlarsa bunun bir sebebi olmalı. Yıllarca orada çalışıp sonunda çeşitli büyüklükte firmalar kurup yönetmiş biri olarak verebileceğim tek kısa çözüm önerisi “planlama ve disiplin”dir. Gerisi alınacak uyum sağlama eğitimleriyle çözülecektir.

Bazen başarıyı avucunuzun içinden nasıl kaçırdığınızı düşünün. Mutlaka daha planlı hareket etmediğiniz için üzülmüş olabilirsiniz. Tıpkı kuyruğunu bir türlü yakalayamayan kedi yavrusu gibi…

Planlamanın ve zamanı disiplinli kullanmanın her karakterdeki kişiye göre değişen metotları var ama ilk adım mutlaka ve kesinlikle “bir plan” yapmaktır. En kötü plan bile plansız olmaktan daha iyidir. İşler kötü giderse en azından planın neresinin çalışmadığını anlar ve revize edersiniz. Plansız olarak işlerin kötüye gitmesi ortaya sadece bir kaos çıkartır ve bunun çözümü her şeyi silip baştan başlamaktır. Bu da hem zaman hem de para kaybıdır. İş hayatında kaostan iyi netice çıkmaz çünkü rakipleriniz sizin zayıf tarafınızı görüp işi elinizden alacaklardır.

Ne dersiniz? Kuyruğunu kovalayan yavru kedi gibi komik olmak mı daha iyi, yoksa her sabah bir planla güne başlamak ve bunu zamana karşı savaşarak (çok ve boş konuşan arkadaşlarınıza rağmen) ne pahasına olursa olsun tutturmaya çalışmak mı?

Bu Makale 20 Eylül 2009 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar