Bazıları okutulan kitapların yazarlarıydı. Bazıları (özellikle üniversite yıllarında) konularında ustalıkları kabul edilmiş bilgi dolu insanlardı.

Genç yaşlarda olmama rağmen onlardan yeteri kadar bilgiyi alamadığımızı daha o zamanlar fark etmiştim. Bunun sebebi bizim çalışmamız, anlayış yeteneğimiz, ilgimiz değildi. Onlar çok bilmelerine rağmen bildiklerini bizim anlayabileceğimiz şekilde aktaramıyorlardı. Bu gözle incelediğimde gerçek anlamda bana eğitmenlik yapabilmiş sadece birkaç hocanın adını hatırlayabildim. Mezun olup iş hayatının içine girdiğimde de hayretler içinde üniversitede öğrendiklerimle pratik hayatta uygulananların farklılıklar içerdiğini tespit ettim. Teori ve pratik arasındaki fark genç bir birey olarak beni o zamanlar çok şaşırtmış ve uzun uzun “neden bu kadar çok okumakla uğraştım, keşke daha önce iş hayatına atılsaydım” diye düşündürmüştü. Ama çevremde böyle yapanlardan da defalarca “keşke üniversiteyi bitirmeden hayata atılmasaydım” dediklerini duydum. Demek ki ortada düzgün yürümeyen bir şeyler vardı.

Aradan yıllar geçip hayat değişik tecrübeler ve öğretilerle karşıma çıktıkça ben de gerçeklerle hayalleri, teoriyle pratiği, doğrularla yanlışları ayırt edebilmeye başladım. Bu öğreti herhalde hayatın sonuna kadar bitmeden devam edecek ve her devirde yeni bir şeyler öğreneceğiz. Bu günkü bakış açımdan okulların açıldığı şu günlerde gençlerin ne kadar çaresiz ve yardımsız olduklarını görmekten dolayı çok üzgünüm. İlk öğretim ve lise eğitiminin gereksiz derecede abartılmış olarak fazla yüklü olmasının ardından üniversiteye girebilmek için dışarıdan alınacak büyük paralara mal olan özel kurslara katılmak zorunda bırakılan gençlere ve onların ailelerine durumun saçmalığını kim mantıklı olarak açıklayabilir ki?

Bütün bu güçlükleri yenerek yüksek eğitimini tamamlama şansı bularak hayata atılmak üzere heves dolu ve elinde üniversite diplomasıyla iş arayanları gördükçe kısa süre sonra karşılaşacakları hayal kırıklığını görür gibi oluyorum.

Liseyi bitirirken ileride ne olmak istediğini bilen çok az sayıda genç var. Bunlar da mezun olduktan sonra iş bulabileceklerinden pek emin değil. Nasıl olsunlar ki. Çevrelerindeki büyüklerine bakıp örnek alabilecekleri o kadar az başarılı örnek var ki. Günümüzde magazin dünyasında önümüze örnek olarak konulan zenginliği ve o zenginliğin nasıl kazanıldığını bilmek onları genç yaşta umutsuzluğa itiyor. Düzgün bir örnek olarak gösterilebilecek kişilerin azlığı aslında bu düzeni kabul eden bizlerin hatası değil mi? Gençlerimize nasıl biri dünya bırakıyoruz. Globalleşme rüzgarı içinde milli değerlerimizi, örf ve adetlerimizi kaybederken finansal gücümüzü de nasıl kaybettiğimizi farkında mıyız? Bizim gururla yetiştirmeye çalıştığımız gençlere bıraktığımız globalleşmiş Türkiye acaba onlara hak ettikleri değeri verecek mi?

Ben yaşıtlarıma ve okul arkadaşlarıma bakarak hak ettiğimiz değeri ve saygıyı göremediğimizi düşünüyorum. Bu yaşa gelmenin verdiği olgunluk ve bilgi birikimiyle eğer doğruyu biliyorsak gençlerimize anlatmak ve en azından bizim yapamadıklarımızı onların yapabilmelerini sağlamak borcumuzdur. Bunun için yapılması gerekenler konusunda fikri olanların susmaması, konuşması gerekmektedir. Susmakla zamana karşı kaybetmeyi kabul etmiş oluyoruz.

Bu makale 27 Eylül 2009 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar