Bunu takip eden günlerde 2 Kasım’da ABD ekim ayı ISM “İmalat Sanayi Üretim Endeksi” de ciddi şekilde yukarı zıpladı, pozitif büyüme ortaya çıktı ve Nisan 2009’dan bu yana en yüksek değer gerçekleşirken imalat sanayi endeksi üç aydır artmış oldu. ABD artık büyümeye geçti.
Buna karşılık dikkate alınması gereken bir olay IMF cephesinde gerçekleşti: geçtiğimiz günlerde IMF Hindistan Merkez Bankası’na 200 ton altın sattı ve 6.7 milyar dolar tahsil etti. Bu şu anlama geliyor: IMF bu yıl satış için ayırdığı altın tonajının kabaca yarısını elden çıkarmış oldu. IMF bu satıştan evvel toplam 3217 ton altın sahibi idi. Bu arada bilgi olarak verelim: Eylül verileri ile dünyada en çok altını olan ülke 8100 ton ile ABD ve bu rakam parası döviz sayılan ABD’nin toplam diğer döviz rezervlerinin yüzde 77’si kadar. Amerika’dan sonra, altın rezervinde Almanya, İtalya, Fransa gelmekte. IMF yönetimi Eylül 2009’da kuruluşun yeniden altın satışı yapmasına izin vermişti. Bunun sebebi global kriz dolayısıyla kurumun daha fazla kredi verme sorumluluğu altına girmesiydi. IMF’nin 2009 yılında 400 ton ve toplam beş yıl içinde 2000 ton altın satması öngörülmüştü. Ancak döviz kurları ve piyasaları fazla etkilememek için bu satış resmi kurumlara ve yavaş yavaş yapılacaktı. Tabii ki IMF bu satışları yaparken altını aldığı zamanki değerle şimdiki değer arasından nominal bir kar ve likidite elde edecekti ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Altının ons başına değeri 1980’li yıllara girilirken 800 dolar civarına çıkmıştı?. O günden bugüne olan dolar enflasyonu dikkate alınırsa ons başına değerinin bu gün 2200-2400 dolar civarında olması gerekirdi. Ancak durum şu anda öyle değil. Spot piyasalarda fiyat onsu 1050 ve vadeli piyasada da 1100 dolar civarında ve bu olması gerekenin çok altında. Ayrıca altın arttıkça da dolar düşmekte. Hindistan aldığı altınlar için oldukça yüksek bir bedel ödemiş. (Ortalama 1045 dolar). Bu satış birkaç ay evvel yapılsa idi Hindistan altınları 850 dolardan kapatmış olacaktı. Bu büyük oynayanların bile ne kadar inanılmaz hatalar yaptıklarının bir belgesidir ve ister istemez insanı ürkütmektedir.
Şimdi bizi direk ilgilendiren kısma gelirsek Almanya’ya bakmamız gerekir çünkü dış ticaretimizin yarısını onlarla yapıyoruz. Almanya bütün dünyada bunlar olurken ne yaptı Türkiye ile arasındaki çifte vergilendirme anlaşmasını feshetti. Bu bizim için kötü bir haber. Sonuçları 2011’den itibaren görülmeye başlanacak ve onlarla olan ticaretimiz azalacak. Diğer taraftan Almanya’nın kendi politik hayatı da iyi gitmiyor. Büyük havalarla başlayan koalisyon fiyasko çıktı. FDP’ye verilen sözler tutulmadığı için seçmen de pişman. Çünkü seçim öncesi sözü verilen vergi indirimi reformu yapılmıyor. Almanya içindeki ticaret hayatında tam bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Almanya’nın durumu bizim için çok önemli çünkü Amerika’daki iyileşme bize ancak Almanya üzerinden gelebilir. Anlaşılan o da gecikecek. Bu da bizim toparlanmamızı geciktirir. Ankara’nın yeni pazar arayışlarının sebebi de bu ama zayıf bir ekonomiyle ancak yaşayan (yeni pazarımız diye tanıtılan) Afrika ülkeleri bizi ne kadar kurtar.
Kötümser olmak istemiyorum ama felaket habercisi gibi ortaya çıkan ve (ne yazık ki) her dediği gerçekleşen Roubini’ye inanmamak elde değil. Üstat, batan bankalardan alınan dersle geride kalan sağlam bankaların birleşmesinin dünyayı daha büyük ve organize bir kaosa sürükleyeceğini iddia ediyor. Yani biz kötü ahtapotun birkaç kolunu kesmişken karşımızdaki ahtapotlar birleşip daha organize bir şekilde üstümüze gelecek… Reel ekonomiden gelen iyileşme sinyallerinin bizi aldatmaması gerektiği iddiası galiba doğru. Roubini’ye göre bu balon patlayacak ve bu sefer tam bir “dip” göreceğiz

Bu makale 8 Kasım 2009 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar