Son yıllarda büyük aşamalar kaydederek adeta bir sanayi şehrine dönüşen Torbalı’dan insanların çaresizlikten intihar ettikleri haberlerini kastediyorum. Bölge geçtiğimiz yıllarda büyük firmaların üretim merkezi haline gelince binlerce işsiz Anadolu’dan oraya göç etti.

Torbalı’daki tanınmış firmalar arasında Opel, Phillip Morris, JTI, Merinos, Dr. Oetker, Özgörkey, Feast, Alfemo, Tat, Tukaş, Sepiciler, Pehlivanoğlu, Kipa, Ekoten, Jimmy Key, Zümrüt Tekstil gibi isimler var. Bölgedeki büyük işletme sayısı 400, bir yılda kapanan iş yeri sayısı 65. Torbalı’nın 1970’de 15 bin kişi olan nüfusu 2008’de 122 bine yükselmiş. Şu anda bilinen kayıtlı işsiz sayısı 7500 kişi. İşverenlere göre ise bu sayı 15 binin üstünde. İlçede korku yaratacak kadar yüksek intihar olaylarının gerçekleşmesi üzerine bu konuda Kaymakamlıktan başlayıp Ankara’ya kadar giden bir çok öneri ve çözüm teklifi gündemde ama zaman hızla geçmeye devam ediyor…

Olay sadece Torbalı’yı kurtarmak kadar basit değil. Türkiye genelinde işsizlik oranı Ağustos ayında %13.4’e yükseldi. (Batı kriterlerine göre işsizliğin %7’nin üstüne çıkması sosyal problemlerin yaşanmasına yol açar.) Rakamların açıklanmasının ardından Ankara’nın “Türkiye’nin dünyada işsizliğin en az artış gösterdiği ülke” olduğunu söylemesi, Amerika ve Avrupa’dan daha iyi durumda olduğumuzu dile getirmesi de biraz anlamsız kaçtı. Çünkü oralarda devlet işsizlerine maaş bağlıyor ve hayatlarına son verecek kadar karamsarlığa düşmelerine izin vermiyor. Bizim “Sosyal Devlet”ten anladığımız da zaten budur. Sayıları 3 milyon 429 bine ulaşan işsiz ordusu, yeni iş olanaklarının bir an önce ortaya çıkmasını sabırsızlıkla bekliyor. Ama onlar tek değil. Çalışan sayısının iyice azaltıldığı işyerlerinde ağır iş yükünü sırtlayan çalışanlar da birkaç aydır alamadıkları maaşlarını bekliyorlar. Yani problem “dışı seni, içi beni yakar” şeklinde.

Uzmanlara göre Türkiye’de işsizlik rakamları doğruyu yansıtmıyor. Ülkemizde hesaplar ABD veya AB’deki gibi yapılmıyor. Türkiye’de 15-60 yaş arası nüfus 48 milyondur. Bunu temel olarak hesap yapılmamaktadır ve kayıt dışının büyüklüğü de dikkate alınırsa çıkacak olan rakam korkunun da ötesindedir. Türkiye’de çalışabilir nüfusun yüzde 49’u işgücüne katılırken, gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 70 civarında. Doğal olarak da gelişmiş ülkelerdeki işsizlik oranı bu yüksek katılımla karşılaştırılarak hesaplanıyor. Gerçek olan bir şey varsa o da bu günkü işsizlik oranının 2001 yılında yaşadığımız krizde karşı karşıya kaldığımız işsizlik oranının üzerinde olduğudur. Daha gerçek ve dikkat edilmesi gereken konu da bu krizin 2012 yılına kadar sakinleşemeyeceğidir. Global ekonomide dünyadaki bazı dev firmaların düzelme sinyalleri vermesinin bizim ülkemizdeki ekonomik hayata etkisi o kadar çabuk olmayacaktır.

Tedbir almak için çok mu geç kalındı. Bunu anlamak için etkenleri incelemek lazım. En önemli etkenlerden biri olarak Eylül 2009 itibari ile 14.6 milyar dolar seviyesindeki cari açık rakamını görmekteyim. Bu açığı tetikleyen iki faktör var. Biri Türkiye’nin enerji ithalatçısı bir ülke olmasıdır. İkincisi de ihracatımızın ara malı ithalatına bağımlığının yüksek olmasıdır. Buna göre, gelişmekte olan ülkeler arasında, imalat sanayii genelinde ihracat miktarı başına “ara malı ithal etmek” oranında Türkiye en yüksek orana (Çin en düşük) sahip ülke olarak çıkmaktadır.

Türkiye ekonomisinde “ithalata bağımlılık” sorunu çözülmeden uzun vadeli ve kalıcı bir iyileşme beklemek zordur. Bunun için de ülkemizin doğal kaynak yapısı bu gözle tekrar sınıflandırılmalı, ara malı üretimine yeterli kaynak ve araştırma bütçeleri ayrılmalı, firmaların kaliteye ağırlık vererek yüksek katma değerli ve uzmanlık isteyen üretimlere hazırlanmaları gerekmektedir. Kısacası ticaret açığının azaltılması yüksek katma değerli üretime bağlıdır.

Dikkatli okuyucuların geçen günlerde Obama’nın Çin’e yaptığı anlamlı ziyareti takip ettiklerini sanıyorum. Bu ziyarette küresel gündemin önemli maddeleri olan iklim değişikliği, Kuzey Kore ve İran’ın nükleer silahlanması, Afganistan ve Pakistan çevresindeki sorunlar ve son olarak da dünya ekonomik krizinin konuşulduğunu biliyoruz. Aslında kapalı kapılar ardında konuşulan başka bir gerçek daha vardı. Bildiğiniz gibi Çin iki trilyon dolardan fazla döviz rezervine sahip. Bu güç eğer istenirse bütün dünya için büyük bir tehlike oluşturabilir. Obama, Çin’in hızla küresel bir güç haline gelmekte olduğunu bildiği için iki ülke arasındaki ekonomik anlaşmalarda şimdiye kadar Amerikalı bürokratların hiç de alışık olmadıkları bir üslup kullandı. Amaç kardeşlik, dostluk falan değildi. Toplantıda iki ülke için de tek amaç vardı: “ortak çıkarların üzerinde anlaşmak ve uygulamaya geçmek”. Amerika bu toplantıda Rusya’yı bile rahatsız edecek kadar çok yaklaşmıştı Çin’e.

Türkiye olarak dünya ticaretinin paylaşılması anlamına gelen bu ortaklıkta biz de gücümüz yettiğince yer almalıyız. İhracata bağlı olan bir çok sektörümüz kısa sürede Çin’in eline geçen pazarlara giremeyip susuz bir çölde kalabilir. İşte o zaman siz işsizliği görün. Ankara’nın bu gelişmeleri dikkate alarak siyaseti, muhalefeti ve ülkede akıl karıştıran bir sürü gereksiz gündem maddesini bir kenara bırakıp bir dizi ekonomik önlem alması gerekiyor. Hem de acilen. Aslında Türkiye’yi büyük ölçüde ve dışarıya bağımlı olmadan hızla geliştirecek bir formül var. Bunu da izin verirseniz gelecek hafta sizlerle paylaşacağım.

Bu makale 22 Kasım 2009 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar