Bankalarımız, sigorta şirketlerimiz, iletişim şirketimiz telekom ve buna benzer birçok kurum artık yabancı ortakların yönetiminde bulunuyor. Bu şartlar altında büyümenin yolu bazı ekonomistler tarafından dışarıdan gelecek olan taze paralı yabancı sermayeye ümit bağlamış görüntüsündeydi. İleriyi göremeyen ekonomistler bu günlerde büyük hayal kırıklığı yaşıyorlar. Çünkü 2007 yılında 22 milyar dolar ile zirve yapan doğrudan yabancı sermaye girişi, 2008 yılında 18 milyar dolara geriledikten sonra 2009 yılının Ocak-Eylül döneminde de sadece 6 milyar dolarda kalmış durumda. Yıl sonu beklentisi de en iyimser tahminle 2005 yılı seviyesinde 10 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Yabancı sermaye aynı tarihlerde Macaristan’a, Polonya’ya bize geldiğinden misliyle fazlasıyla rağbet göstermiş ve o ülkeler daha birkaç sene önce bize gıpta ile bakarken bu gün biz onlardan geri kalmış durumdayız. Ekonomiyi sırtlayan KOBİ’lerin hali son destek kredisi verileri açıklandığı zaman anlaşıldı. Toplam 2.5 Milyarlık kredi için kısa sürede yüz binden fazla firma başvurmuştu. Bu utanç verici tabloyu yetkililer “rekor seviyede başvuru oldu” şeklinde sanki gurur duyulacak bir olaymış gibi kamu oyuna aksettirdiler. Bu kredileri almak için şart koşulan evrak karmaşasından sıyrılamayan binlerce firma da açıkta kaldı. Aracılara başvurdu, açıktan paralar döndü. Sözde sanayiimizi ayakta tutacağı beklenen firmalar bayram öncesi bankaların maskarası oldular.

Bütün bu olumsuz görüntülerin ardında ülkemizde dünyadaki başka çok az ülkede olan bir güç var. O da tarım gücüdür. Bizler yıllarca “sanayi ülkesi mi olalım, tarım ülkesi mi” diye sahte bir gündemle uyutulduk ve asıl önem verip ilerleme kaydedebileceğimiz tarım sektörünü ve tarımcıyı ihmal ettik. Aslında sanayi tarımın yanında ve tarımın olmadığı topraklarda rahatlıkla büyüyebilecek iken biz tarım topraklarının üstünde organize sanayi siteleri kurup açılış merasimleri yaptık. Bu hatanın yapılmasında o çevrelerin halkı da Ankara kadar suçludur. Şimdi tekrar tarıma dönüyoruz. Çünkü bize sanayi diye yutturulan teknolojinin dünyada modası tükenen taşeron imalatçılığı olduğunu fark ettik. AR-GE’ye yeteri kadar önem vermediğimiz için çok gerilerden gelen Afrika ve Asya ülkeleri bile teknolojide bizi geçtiler. Şimdi yapılacak orantılı ve dikkatli bir politikayla tarımı tekrar ayağa kaldırmalıyız.

Türkiye’de 145 milyon dekar tarla, 23 milyon dekar meyveli ağaç, 6 milyon dekar sebze ve çiçek bahçesi bulunmaktadır. Bu büyüklükler bizim dünyada önemli bir yer almamıza yeterlidir. Türkiye’de yaklaşık 150 civarında tarımsal ürün üretilmektedir. Dünyada hububat üretiminde ilk 7-8 ülke arasındayız. Ülkemiz meyve ve sebze üretiminde dünyanın önemli üreticilerinden birisidir. Pamuk, ayçiçeği, şekerpancarı gibi endüstri bitkileri üretiminde de dünyada önemli bir paya sahiptir. Fındık, incir, badem, zeytin gibi ürünlerde dünyada öncelik sahibiyiz. 2008 yılı tarımsal üretim değerimiz 57,5 milyar dolardır. Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB) Türkiye genelinde ihracatta yüzde 35-40’lık düşüş yaşanırken birliğe bağlı illerde bu düşüşün yüzde 8-9 seviyesinde kaldığını açıklamıştır. Bu da dünyada kriz anında insanların yeni araba almadıklarının, tekstilde tasarrufa gittiklerinin, daha az beyaz eşya aldıklarının ama gıdayı kısamadıklarının en belirgin matematiksel ispatıdır.

Yapılması gereken birinci iş sanayiden vazgeçmeden tarıma değer vermek ve katma değeri yüksek olan, zaten dünyanın başka yerlerinde yetişmesi fiziksel olarak imkansız olan tarım ürünlerimizin daha rasyonel bir şekilde desteklenmesini sağlamak ve o sektördeki insanlarımıza iyi bakmaktır.

Yapılması gereken ikinci önemli iş de bacasız sanayi olarak tanımlanan turizme destek vermektir. Yıllardır yenilenmemiş otellerimizle, bilinçsizce uygulanan “her şey dahil” sistemiyle kendimizi kandırdığımız ve küçük düşürdüğümüzü artık fark edip gerektiği şekilde turizm değerlerimizi pazarlamalıyız. Bu konuda atılması gereken çok fazla sayıda önlem ve radikal kararlar yetkili makamların çalışmasını bekliyor. Düşünmekle daha fazla vakit kaybedersek gelecek yılı da şimdiden kayıp edilmiş olarak kabul edebiliriz.

Bu makale 29 Kasım 2009 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar