Aslında hafif bir abartmayla daha çok kitap satılır ve film yapılır sanıyorum. Ben bu konuda yaptığım araştırmaların neticesini sizlerle paylaşmak istedim. Merakınızı hemen yenmek için baştan şunu söyleyebilirim: bence 2012, 21 Aralık günü dünyanın sonu falan gelmeyecek ama…

Amayı tam olarak anlatabilmek için kısa bir tarih gezisi yaparak konuya matematiksel olarak yaklaşmak istedim. Bu koronolojik sıralamanın önemi araştırmacıların belgelerine göre insanoğlunun gerçekten de anlaşılmaz şekilde bazı donuk, üretimsiz, gelişemediği devreler yaşadığı tespitidir.

Bulabildiğim belgelere göre maymunların varlıklarının 25 milyon yıl öncesine kadar gittiği anlaşılıyor. İnsansı maymunlar (hominidler) ise Doğu Afrika’da 14 milyon yıl önce görülmeye başlanmış. Yani ancak yaklaşık 11 milyon yıl sonra “Homo” sınıflamasına giren ilk maymun-adam ortaya çıkıyor.

Gerçekten insan gibi olduğu düşünülen ilk varlık (gelişmiş Australopithecus) Afrika’nın aynı kısımlarında yaklaşık olarak 2 milyon yıl önce yaşadı. Homo Erectus’un ortaya çıkması için bir milyon yıl daha geçti. En sonunda 900.000 yıl sonra ilk ilkel insan dünyada görüldü ve ilk kez bulunduğu yer olan Neanderthal olarak adlandırıldı. Aradan 2 milyon yıl geçmesine rağmen nedense bu ilk insanların kullandıkları taş aletler hemen hemen aynıydı, hiç gelişmemişti.

Sonra aniden 35 bin yıl kadar önce izah edilemeyen büyük bir değişiklik gerçekleşti ve Homo Sapiens denilen “düşünen insan” sanki aniden yeryüzüne indi. Cro-Magnon diye adlandırılan bu insanlar tam olarak bize benziyorlardı. Biz onları mağara duvarlarına yaptıkları şaşırtıcı resimler dolayısıyla “mağara adamı” olarak tanımladık. Bu ilk akıllı insanlar yer yüzünde dolaşıyor, her gittikleri yerde taşlardan ve hayvan derilerinden barınaklar ve evler inşa etmesini biliyorlardı. Milyonlarca yıl gelişemeyen ve basit bir yontma taş silah imal etmekten ileri gidemeyen insanoğlu şimdi birden bire çok akıllı işler yapmaya başlamıştı. Artık çıplak değildi, derilerle örtünüyor, toplumunu örgütlüyor ve klanlar halinde yaşıyordu. Resimler, heykelcikler yapıyor ve ölülerini gömüyorlardı.

Bu tarih sıralaması tam kabul görmüşken şaşırtıcı yeni bir buluş yapıldı. Benzer bir türün Cro-Magnon insanından 250 bin yıl önce Batı Afrika ve Kuzey Afrika’da yaşamış daha erken bir Homo Sapiensten türediği keşfedildi. Yani Homo Erectustan 700 bin yıl sonra ve Neanderthal’den 200 bin yıl önce modern bir insan türünün ortaya çıkması çok mantıksızdı. “İnsanoğlu Gelişiyor” (Mankind Evolving) adlı kitabında Profesör Dobzhansky’nin belirttiği gibi tam da dünyada buzul devrinin yaşandığı bir süreçte daha önce hiç evrim geçirmemiş, bir atası olmayan, türemesi imkansız bir varlık ortaya çıkmıştı. İnsanoğlu milyonlarca yıl gelişememişken birden bire akıllanmıştı.

Bu bilmeceye bilim adamları tarafından çözüm aranırken başka bir tarihi oluşum dikkati çekti. İnsanoğlunun yetenekleri, eserleri MÖ 27 binden MÖ 11 bine kadar gerileme göstermeye ve kaybolmaya başladı. Sonra aniden tekrar bir sihirli değnek değmiş gibi MÖ 11 bin sıralarında tekrar “düşünen insan” ortaya çıktı.  Artık insanlar çiftçilik yapmaya, hayvanları ve yabani bitkileri evcilleştirmeye başladılar. “Neolitik” diye adlandırılan bu devir MÖ 7500’lerde çömlekçiliğin ortaya çıkmasıyla devam etti. Sonra gene gerileme devri başladı. MÖ 4500’lerde tekrar gerileme, sefillik ve ilkellik  başladı. O sıralarda dünya yüzünde zor bir dönem yaşandığı çok bellidir. Bu dönem ardından gene şaşırtıcı bir şekilde dünyada hala şaşkınlıkla incelenen 60’lı matematiksel sistemi kullanan ve yazı yazabilen bir Sümer medeniyeti ortaya çıkar. Bu o kadar ani olur ki, onların bütün bu matematik, astroloji, sosyal hayat bilgilerini nereden aldıkları anlaşılamaz. Anlaşılamayan bir başka olgu da Sümerler’in nereden geldikleridir. Yüz binlerce yıl taşlarla uğraşan insanoğlu MÖ 3800’de birden bire medeni bir toplum oluşturmuştu.

Kısaca özetlersek Sümer tanrısı Anu, Mezopotamya’daki E.Rİ.DU (Uzaktaki Ev) adındaki yerleşme merkezini kurar. Onunki iki oğlu EN.Kİ (diğer adı EA) ve Enlil idareyi paylaşırlar. Sümer metinlerine göre bu çocuklar göklerde doğmuş ve dünya üzerinde herhangi bir medeniyet olmadığı devirlerde yeryüzüne inmişlerdir. İşte bu medeniyetin yazdığı tabletlerde yeryüzünün ve uydumuz ayın ortaya çıkmasına sebep olan çarpışmanın sebebi olan gök cismi Nibiru veya (Marduk) anlatılmaktadır. Teoriye göre Marduk belirli periyotlarla (yaklaşık 3600 yılda bir) güneş sistemine girip çıkarak gezegenlerin yapısında önemli değişikliklere sebep olmaktadır.

Gerçekten de Sümerler’in o tarihlerde en uzak gezegenleri ve hatta onların uydularını bile bilmeleri inanılması güç bir olgudur. Zamanla bu bilgilerin üstü küllenmiş, bazı çok kıymetli bilgiler dolu olan tabletler savaşlar sırasında veya din adamları tarafından kasıtlı olarak yok edilmişlerdir. İnsanoğlu tekrar bir duraklama ve ilkellik devresi yaşamış, ancak 1800’lerden sonra matematik, fizik ve astrolojide tekrar keşifler yapılmaya başlanmıştır.

Özellikle astroloji keşifleri son yıllardaki uzay araştırmaları ile daha verimli olmaya başlamış ve bilim adamlarını şaşkına çevirmiştir. NASA’nın bulduğu her yenilik adeta 6000 yıl önceki Sümer tabletlerinin onaylanması halini almaktadır. İnsanoğlu şu günlerde duraklama ve ilkellik devrinden çıkmış, tekrar ilerlemeye başlamıştır ama ufukta onu tekrar durdurabilecek bir tehlike görülmektedir. Bu da Maya takviminde belirtilen “son gün”dür.

Maya takviminde bahsi geçen 21 Aralık 2012 tarihini dikkatli incelemek gerekir. Çünkü tehlike bahsedildiği gibi Marduk’tan gelmemektedir. Sümerlerin yazıtlarından yola çıkarak hesaplarsak onların önemli olayları kaydettikleri MÖ 11 bin, MÖ 7400, MÖ 3800’ler dikkate alınırsa Marduk’un tekrar güneş sistemine yaklaşması MS 3400 yıllarında olmalıdır.

Mayaların takvimindeki bitiş tarihini inceleyen bilim adamı Maurice Cotterell’in çalışmaları bize bambaşka bir yönde ışık tutmaktadır. Maya takviminin başlangıcı olan M.Ö. 12 Ağustos 3114 tarihi insanoğlunun en eski takvimi olan Nippur takvimi ile aynıdır. Bilginler başlangıcın o tarihlerde Boğa burcundaki bahar ekinoksu ile hizalanmasını başlangıç kabul etmişlerdir. Bu kavram Sümerlerden gelir. Sümerler bu tarihi büyük tanrı ANU’nun dünyaya indiği gün kabul ederler.

Mayaların takvimi bitirdiği tarih olan 21 Aralık 2012 Cottorel tarafından tamamen başka bir fenomene bağlanmıştır.

Bilindiği gibi güneşin bir yılı dünya takvimine göre 11 yılda tamamlanır. Bu 11 yıllık döngü içerisinde güneş lekelerinin hızlı bir şekilde arttığı zamanlar güneşin etkinliğinin en fazla olduğu anlardır. Güneş lekelerinin sayısı azaldıkça güneşin etkinliği de azalır. Güneş bu 11 yıllık dönem içerisinde maksimum etkinliğine genellikle bir kere ulaşır.

İşte Cotorelli de bu periyodun her 111 yılda bir daha arttığını ve 2012 yılının felakete yakın bir güneş patlaması yılı olacağını savunmuştu.

Nitekim dünyaca ünlü bilim dergisi New Scientist 2012 yılının eylül ayında güneş fırtınasının kopacağını iddia etti. Güneş fırtınasının Kuzey Amerika ve Avrupa’yı vurması halinde ise hasar gören alt yapının yeniden yapımının en az 20 yılı alacağı belirtiliyor. Bilim insanları bu süreçte 100 bin kişinin de hayatını kaybedeceğini varsayıyor.

1859 yılının 1 Eylül’ünde güneşten gelen anormal manyetik enerji nedeniyle telgraf sistemleri tamamen çökmüştü. Ortaya çıkan anormal enerji 1859 yılında gecenin saat 02:00’sinde gündüz gibi dünyanın aydınlanmasına sebep olmuştu. Hatta o dönemde yaşayan kişiler bu durumu, “O kadar aydınlıktı ki  gece sokağa çıkıp gazete okumak bile mümkündü” diye tanımlıyor.  Şimdi aynı şokun yaşanması durumunda elektrik şebekelerine milyonlarca watt’lık yüklenme olacak. Bu da birçok ülkede şebekenin  tamamen erimesi anlamına geliyor.

.

2012 yılında beklenen etki çok  daha vahim olacak.  Uzmanlara göre benzer bir enerjinin dünyayı vurması durumunda TV,  radyo yayınları tamamen kesilecek, elektrik sistemi tamamen devre dışı kalacak, cep telefon şebekeleri çökecek, sular kesilecek, GPS  sistemi çalışmayacak..

İşte bütün bunlardan dolayı dünyadaki medeniyeti tekrar duraklatacak ve yıllarca geriye götürecek bir bilimsel olguyu endişeli bir şekilde bekliyoruz. Buna karşı herhangi bir tedbir alınabilir mi? Dünyanın şu andaki sosyo-politik görüntüsüne bakarsak HAYIR… Amerika’nın yıllarca rekabet yaptığı ve düşman olarak tanıttığı Rus’larla günümüzde birlikte çalışarak gücünü birleştirmesi ve uzaya çıkmaya çalışması  acaba bundan dolayı mı?

Bu makale 25 Aralık 2009 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar