Atatürk, 1930’lu yıllarda yarış teknesi (futa) ve kürek imalatının Türkiye’de de yapılmasını ister. Sadece bu istek dahi Ulu Önderimizin ileri görüşü ve geniş vizyonu hakkında düşünmemizi gerektirir.

O yıllarda İstanbul’da güreş antrenörlüğü yapan Macar Peter, Macaristan’da Tuna nehri kıyısında Peşte’de tekne imalat atölyesi olan Lazlo Vanço ve ağabeyini tavsiye eder. Vanço kardeşler daveti kabul ederek 1933 yılında İstanbul’a gelirler. Kendilerinin Fatih Medresesinde atölye kurmaları ve orada ikamet etmeleri sağlanır.

Burada ilk olarak 33 adet tek çifte yapılır ve sahil kulüplerine dağıtılır. İmalatta Beyaz Çam ve Sedir ağacı kullanılmıştır.

O yıllarda Atatürk’ün bir futada kürek çeken resmi ile ilgili iki farklı anı bulunmaktadır.

Bunlardan biri Prof. Dr. Bedii Gorbon’un Hisar Bank Kültür Yayınları tarafından yayımlanan “Atatürk ve Spor” adlı kitabın 42. sayfasında anlatılmaktadır.

Buna göre, Atatürk 1935 Haziran ayında Galatasaray Spor Kulübü’nün 12 numaralı üyesi Ruşen Eşref Ünaydın’ın aracılığıyla, bir tek çifte futayı Florya’ya getirtir.

O tarihlerde Galatasaray Kulübünde kürek takımında dümencilik yapan Kemal Onar beyin olayı destekleyen anlatımına göre futa bir çatananın arkasına bağlanarak götürülmüş ve yol boyunca emniyeti sağlamak amacıyla dümende Kemal Onar oturmuştur.  Futanın adı Necati idi. Tekneye adını veren “Mustafa Necati Uğural” Atatürk’ün yakın düşünce ve mesai arkadaşıdır, Altay Kulübünün kurucusudur, sırası ile Bayındırlık, Adalet ve Milli Eğitim bakanlıkları yapmıştır.

Floryada önce Bedii Gorbon dümende oturur ve Atatürk kürek çeker sonra yer değiştirirler.

Konuyla ilgili bir başka anı da Galatasaray’ın unutulmaz Emin (Gezgöç) Ağabeyi tarafından anlatılmıştır.

Bu anlatıma göre Vanço Ustanın imalat serisinin ilk teknelerinden biri gelen talimat üzerine Güneş Kulübünden alınarak Emin Hoca tarafından bir kamyonete yüklenerek Florya’ya götürülmüş, temizlenerek suya indirilmiş ve Atatürk o teknede kürek çekmiştir. Resimdeki tekne Bedii Gorbon’un dümencili tek çiftesi değil, bindirme tekne dediğimiz teknikle inşa edilmiş, dirsekli modern bir skiftir.

Tahminime göre anlatılan tüm olaylar doğrudur ama değişik zamanlarda farklı şahitler önünde gerçekleşmiş ve ancak bir tanesinin resmi çekilebilmiştir.

Tekne imalatı daha sonraları işi öğrenen Türk ustalar tarafından da devam ettirilir. Vanço Usta ilerleyen senelerde Türkiye’ye yerleşmiş, burada çocuklarını evlendirmiştir. Emin Gezgöç de daha sonraları Vanço Usta’nın kızı Selma ile evlenmiştir.

(Bilgiler Emin Gezgöç’ün kızı Hale Gezgöç’ten şifahi olarak alınmıştır)

 

 

Resim hakkında bilgi: O tekne ve kürekleri yıllarca Bebek Kayıkhanesinde sergilenmiş, daha sonra müzeye kaldırılmıştır. Günümüzde müzemizde sadece kürekler sergilenmekte teknenin nerede olduğu bilinmemekte ve merak konusu olmaktadır. (Müzedeki resmin altındaki tarih 20 Haziran 1935 olarak verilmiş ve resimdeki tekne “Dümencili Tek Çifte” olarak tanımlanmıştır.)

Bu olaydan günümüze kadar gelen tek fotoğraf Kulüp Üyemiz 1916 doğumlu Ali Sabri Çakın tarafından çekilmiştir. (Okul No 1511, Kulüp Sicil No: 1586). Sabri Çakın, Özhan Canaydın başkanlığı sırasında 19 Ekim 2002 tarihinde kulübün en yaşlı üyesi olarak şampiyonluk kutlamalarında kütüğe “97. Yıl Anısına” çiviyi çakmış, 1932-34 yıllarında kürek çekmiş, Galatasaray’ın yetiştirdiği değerlerden biridir.

 

ÖZEL BİR ANI

Ben küreğe başladığım zamanlarda bile yaşlı bir adam olan Emin Gezgöç yıllarca bütün olumsuz şartlara ve kendisine yapılan haksızlıklara rağmen sessizce sevdiği işi yapmaya devam etti. En kötü havalarda, en elverişsiz şartlarda dahi sporcusunun yanında dimdik bir ağabey olarak durdu. Bize eski yağlı kürek yarışlarını, o zamanki bindirme tekniği ile yapılmış olan kaba tekneleri, ıskarmozlara kayışlarla bağlanarak kürek çekilen sandala benzer yarış teknelerini anlatırdı.

 

Emin (Gezgöç) Hoca

Emin Hoca anılarının bir tanesinde de Güneş kulübü zamanında Atatürk’e kürek çekmesi için futa götürdüğünü anlatmıştı. Daha sonraları tarih sayfaları arasında bulunan kısa anektodlardan anlaşıldığına göre İngiliz Sefiri bir yaz günü Yeşilköy’e Atatürk’ü ziyarete gelmiş ve laf arasında kürek sporunu sevdiğini söyleyince hemen haber salınmış kulüpten bir tekne istenmiş. Emin Hoca o devirde çocuk haliyle kamyonete yüklenen bir tek çifteyi götürüp, temizleyip suya indirdiğini ve hem İngiliz’in hem de Atatürk’ün o teknede kürek çektiğini anlatmıştı. Eski kürekçilerden çok hikaye dinlerdik ama içlerinde en önemlilerinden biri buydu.

Aradan yıllar geçti. Emin Hoca için Galatasaray Adasında bir gece düzenlendi. Ben de Atatürk’ün o tekneyle kürek çekerken çekilmiş resmini büyüttürüp çerçevelettirdim ve o gecenin hatırası olarak kendisine verdim.

Daha sonraları konuştuğumuzda resim için teşekkür etmişti, “onu oturma odasına astım hep karşımda duruyor demişti”. Ben de “keşke sana daha iyi şeyler yapabilseydik” demiştim. Verdiği cevap boğazıma bir şeyler tıkanmasına sebep olmuştu. Yanağımı okşayıp “sen bana o kadar çok kırmızı birincilik bayrağı kazandırdın ki, o bayrakları direğe dizmek benim için en büyük ödüldü” demişti. Sonra da beni şaşırtan bir şey yaptı. Hep pantolonunun arka cebinde taşıdığı cüzdanını çıkarttı. İçinden ikiye katlanmış, kenarları biraz bozulmuş eskimiş bir kartpostal çıkarttı. Katını açıp itinayla düzeltti ve bana içindeki resmi gösterdi. Münih Olimpiyat Kürek Parkurunun resmiydi. Sonra arkasını çevirdi. Benim 1980 yılında Almanya’daki takımımla katıldığım ilk şampiyonadan sonra ona gönderdiğim kartpostaldı. Sevinçle Emin Hocama orada kazandığım başarıları yazmışım. Tamamen unutmuştum. Yıllarca cüzdanında taşımış. O anda uzun süre konuşacak bir şey bulamadan sessizce durmuştuk. Bu onun için bir ödüldü. Anlıyordum. Ben de daha sonraki yıllarda bu gururu kendi yetiştirdiğim gençlerle yaşayacaktım.

(Kaynak A: Galatasaray’da Kürek Tarihi-Celal Gürsoy/Yüksel Taşcı)

(Kaynak B: Antrenörlük Anılarım ve Ötesi-Celal Gürsoy)

Reklamlar