BEYAZIT KULESİ’NE ASILAN FLAMA

1

2

3

                                                                                                                          F. Canan SAYAR

Siyaset Bilimi – 4

 10105215

1969’un Şubat ayı.. ABD’nin Akdeniz’deki gezici Jandarma karakolu 6. Filo İstanbul’a dördüncü kez gelmiştir. Daha önceki üç seferde olduğu gibi bu kez de öğrenci protestoları vardır. Ancak bu seferki protestoların itici gücü ve odağı Vedat Demircioğlu’dur. 6. Filo 1968 senesi temmuz ayının 15’inde, üçüncü kez geldiği vakit İTÜ öğrencileri de gösteriler yapar ve 17 Temmuz’da sabaha karşı İTÜ yurdu basılır. Polisin bastığı yurtta TİP üyesi Vedat Demircioğlu ikinci kattaki pencereden atılarak 25 yaşında öldürülür. Bu olayın acısı daha tazeyken tekrar gelen 6. Filo’ya gösterilen tepkilerden bir tanesi vardı ki Vedat Demircioğlu’nu hatırlatacaktır ülkeye, arkadaşlarına, karşı gruptakilere ve hatta onu öldürenlere.. Beyazıt Kulesi’ne 11 Şubat’ta çekilen kızıl bayrak dalgalanırken seven sevmeyen herkes Demircioğlu’nun resmini bayrağın üzerinde görür.. Takip eden 16 Şubat günü ise olaylar çok daha şiddetli bir boyut alır. İki kişi ölür, yüzlerce kişi yaralanır ve herkesin anımsadığı gibi tarihimize “Kanlı Pazar” olarak geçer.

Peki bayrağın hikayesi neydi?  Öğrenci olaylarına karışmış herkesin bildiği, karışmayanlarınsa muhakkak ismine aşina olduğu, 1994 yılından beri Dünya Gazetesi genel yayın yönetmeni olan ve hala sosyalist düşüncede olup olmadığı sorusuna “Sosyalistim ya da değilim demekten ziyade diyalektik düşünce ile sürekli gelişen bir dünyada yaşadığımıza göre, değiştirmek istediğimiz dünyanın zaten sürekli olarak değişmekte olduğunu, ama değişmesi gereken alanın hayat olduğunu ve daha paylaşımcı adil bir dünya için çalışmak gerektiğini öğrendim.” diye cevap veren Osman Saffet Arolat ile yaptığımız söyleşiden öğreniyoruz.

1969 senesi.. Mihri Belli’ye karşı ne yapabiliriz diye düşünüyoruz. Mihri Belli mahya asmaya çalışmış Sultanahmet’e, biz de ona karşı mahya asmaya çalışıyoruz Dolmabahçe’ye. Altıncı Filo gelecek, ben Dolmabahçe’ye mahya asacağım, çıktım yukarıya camiye sakallı makallıyım adamla orada mahyayı çeksek nasıl olur diye konuşuyorum.  Bir tarafına  ” NATO’ya hayır!” yazacağız, diğer tarafına “Altıncı Filo defol!” yazacağız. O sırada bir tane polis var Volkan diye, motorsikletli polislerin şefiydi, iki taraflı çalışıyor hem bize yardım ediyor hem polislere. Volkan dedi ki ‘Ağabey orayı kapattılar kesinlikle orada bir şey yaptırmazlar size’ dedi. Onun üzerine ne yapalım diye düşünürken dedik ki Beyazıt Kulesi’ne bayrak çekelim. İlkay da daha o sırada Boğaziçi’nde lisede okuyor. Sen dikiş dikmeyi bilir misin diye sordum, ben bilmem ama evde annem bilir dedi. O zaman gel seninle Kapalıçarşı’ya gidelim dedim, sof alalım softan bir bayrak yapalım, bayrağın içine de ben Vedat Demircioğlu’nun resmini koyayım, bu bayrağı biz Beyazıt Kulesi’ne çekelim. O da tamam dedi. Vedat Demircioğlu o zaman daha yeni ölmüştü. Biz bir dönem Vedat ile aynı evde kalırdık. Neyse, biz İlkay’la gittik sof bakıyoruz. Ben dedim ki bu mavi softan bir bayrak yapalım. Altmış santimden dört tane alırsak ikiyüz kırk santim eder. İkiyüz kırk santim eninde, üç buçuk metre boyunda bayrak yapacağız ve bayrağın üzerine ben bir metre çapında bir Vedat Demircioğlu resmi koyacağım. Kızcağız, bunu mavi alırsak Yunan bayrağı derler dedi. Ben dedim ki o zaman al alalım da Türk bayrağı desinler. Ve biz bu şekilde aldık yaptık, hazırladık. 11 Şubat 1969, yağmurlu bir gündü. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1 no’lu Amfi’sine, o 1000 kişi alan koca amfiye biz bunu götürdük. Baştan sona doluydu orası. Orada açtık Vedat Demircioğlu bayrağını Beyazıt Kulesi’ne çekeceğiz dedik. Bir yürüyüş oldu, zaten oradan üç adımlık yer. Yürüdük.. Taner Kutlay, Allah rahmet eylesin öldü o çocukcağız da, ve bir iki arkadaş daha Beyazıt Kulesi’nin kapısını kırdılar, girip yukarı çıktılar ve bayrağı astılar. Ben de fotografçı Ergin Konuksever’e gel abi şunun bir fotoğrafını çek dedim. Heykelin arkasından Kule’ye doğru çok güzel bir fotoğraf çekti. Sonra o fotoğraf Ant Dergisi’nin kapağı oldu. Bayrak asıldıktan sonra Taksim’e bir yürüyüş yaptık bayağı kalabalık bir gruptuk. Hatta Karaköy’den dönüp baktık bayrağa. Neyse, bu olay bitti gitti, biz de unuttuk. Aradan birkaç gün geçti Bugün Gazetesi’nde Ali Karakurt diye bir muhabir vardı, polis muhabiri, bu hikayenin nasıl olduğunu yazdı. Kendi kafasına göre bayağı güzel bir hikaye kurmuş adam: Harkof Dokuma Tezgahları’nda dokunup Vasil Kolorof şilebi ile İstanbul’a gelen kızıl bayrağı Osman Arolat, Veysi Sarısözen, Mihri Belli hep beraber kaptan aldılar, üç kere öpüp başlarına koydular, sonra üniversitede kendi aralarında bir panel yaptılar ve sonra getirip kızıl bayrağı Kule’ye astılar falan yazmış. Aslında Mihri Belli falan yok ama adam kendine göre çok güzel bir senaryo yazmış. Onun üzerine ben bunun tekzip edilmesi için başvuruda bulundum. Tabi hiçbir şekilde bir şey olmadı, öyle kaldı. Bu olay bitti gitti.. 1971 olup da sıkıyönetim gelince biz içeri alındık. İçeri alındığımızda savcı bir denizci yarbay vardı. Davutpaşa Kışlası’nda gözaltına alınmışız. Bu denizci yarbay beni sorguya çekiyor kapının önünde. Devletin kulesinin kapısını kırıp kızıl bayrağı asmışsınız dedi. Alakası yok filan dedim. O adamın makalesini gösterdi. Ben dedim ki olsa olsa bu toplantı ve gösteri yürüyüşlerine girer, 71. Madde, eni sonu altı aylık bir cezası var dedim. Yani altı aylık bir ceza için sen beni tutuklayacak mısın dedim. Dedi ki elin kolun serbest dışarıda mı gezeceksin. O zaman gücün varsa sen beni sıkıyönetim mahkemesinde komünizm propogandasından tutukla neden burada tutukluyorsun. Adam da yok ben seni burada tutuklayacağım, elini kolunu sallaya sallaya serbest gezemezsin dedi ve gerçekten ben cezayı yiyene kadar tutuklu kaldım ve ceza aldım. Ama bu hadise ömür billah peşimizi bırakmadı. Ertuğrul Günay, ben, Bozkurt Nuhoğlu filan yargılanmıştık. Böylece kızıl bayrak ömrü billah peşimizi bırakmadı.

Osman Saffet Arolat’ın bu güzel anlatımında bahsi geçen kişilerin kimler olduğunu öğrenmeden evvel Arolat’ın kendisini tanıyalım:

Osman Saffet AROLAT:  Baba tarafından paşazade olan ve 1942’de Ankara’da doğan Arolat,  İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Çok yönlü bir hayat yaşayan Arolat sporcu, oyuncu, gazeteci ve öğrenci hareketlerindeki lider kimliğiyle karşımıza çıkar.  1971’de İçişleri Bakanı Faruk Sükan’ın hazırladığı 38 kişilik ‘ülkeyi o günkü duruma getirenler’ listesinde Arolat’ın da adı yer alır. Birçok davadan beraat eder. Ama 1971 İhtilali ile davaların bir kısmı Sıkıyönetim Mahkemeleri’ne taşınınca Arolat tutuklanır, 25 yıl ceza alır ve 3 yıl hapis yatar. 1970’te TRT’nin açtığı yarışmada Türkiye’de gençlik hareketleri çalışmasıyla Bilimsel Araştırma Ödülü’nü alan Arolat, 1972’de de Amnesty İnternational tarafından dünyada Yılın Fikir Suçlusu Mahkûmu seçilir. 1974’te anayasal afla hapisten çıkar. Aynı yıl bir şiir yarışmasında Işıl Özgentürk’le beraber birinci olur. Daha sonra Aydın Engin’le İsta adlı bir haber ajansı kurarlar. 1977’de askerliğini yapmak üzere Çanakkale’ye gider. Askerlik dönüşünde çeşitli gazete ve dergilerde, haber ajanslarında çalıştı. TRT yarışmalarda bilimsel araştırma dalında mansiyon (1971), Arkın Çocuk Şiiri Yarışmasında birincilik (1974), ve Milliyet Sanat Dergisinin Film Öyküsü Yarışmasında mansiyon aldı (1978). Osman Arolat 1994’ten bu yana Dünya gazetesinde yayın yönetmeniliği görevine devam etmekte ve başyazar olarak yazı yazmaktadır.

Mihri Belli: 1915’te İstanbul’da doğdu. Robert Kolej’inden sonra ABD’ye giden Belli, Mississippi Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Marksist düşünce ve devrimci eylemle 1936’da gittiği Amerika’da tanıştı. Orada gençlik ve işçi hareketlerine katıldı. Bir süre Mississippi’de zenciler arasında faaliyet gösterdi.1940’da Türkiye’ye döndükten sonra TKP ile ilişkiye geçti. 1943-1944 yıllarında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Ordinaryüs Profesör Fritz Neumark’ın asistanlığını yaptı. Orada İlerici Gençler Birliği’nin kurucu ve örgütleyicilerinden biri oldu. 1944’de İlerici Gençler Birliği koğuşturmasında tutuklandı, iki yıl hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı. 16 Ağustos 2011 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

İlkay Alptekin Demir: Hakkında detaylı malumatımız olmamakla birlikte THKP-C üyesiydi. 8 sene hapis yatmıştır. 12 Eylül’den sonra on yıl Belçika’da yaşamış ve dönüşünde ÖDP’nin kurucuları arasında yer almıştır. Yayınları mevcuttur.

Ertuğrul Günay: 1948’de Ordu’da doğdu. 1969 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Öğrencilik yıllarında Fikir Kulüpleri Federasyonu içerisinde çalıştı. 1992-1994 arasında CHP Genel Sekreterliği görevini yürütmüştür. 60. ve 61. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri’nde Kültür ve Turizm Bakanı olarak görev yaptı. TBMM’de 16. dönemde Ordu, 23. dönemde İstanbul milletvekili olarak yer almış bir siyasetçidir. 24. dönem İzmir milletvekili olarak halen mecliste görev yapmaktadır.

Basından olayla alakalı birkaç örnek taradığımızda ise manşetler bize ülke içerisindeki kutuplaşmayı gösteriyor. 12 Şubat tarihli Bugün‘ün manşetine “Tarihimizin en kara günü. Beyazıt kulesine kızıl bayrak asıldı.” şeklinde yansıyordu. Baş sayfada “Polis kızıl uşakları göz yaşartıcı bomba ile dağıttı”  ve  “Komünistler benzin doldurulmuş şişeler ile polise saldırdılar” başlıklı haberler yer alıyordu. Son Havadis ise haberi “Komünistler kuleye kızıl bayrak çektiler” manşetiyle görüyor ve spotta “Anarşist davranışlara halk tepki gösterdi, olaylarda üçü polis olan on beş kişi yaralandı” deniyordu.

Babıalide Sabah ise manşetini “Solcular Üniversiteye kızıl bayrak astı” diye atıyordu. Manşetin altında “Kızıllar polise, taş, sopa ve şişe ile saldırdı” başlığı yer alıyordu.

Süpranasyonel bir kurum olan NATO’ya gösterilen bu tepki ve akabinde şiddetlenen olaylar haliyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bahis konusu olur. T.B.M.M. tutanaklarına baktığımızda 14 Mart 1969 günü mecliste TİP grubu adına Kemal Nebioğlu’nun konuşması göze çarpar: Amerikan 6 ncı Filosuna mensup gemilerin limanlarımıza yaptığı ziyaretler, gençlerimizin ve halkımızın sayıları hızla kabaran bir bölümü tarafından Amerika’nın yurdumuzda sürdürmek istediği varlığının somut bir delili olarak görülmektedir. Biz ilk günden beri Atatürk’ün bağımsız dış politikasına dönülmesini savunmuş bir parti olarak, hükümetlerin Amerika ile eşit olmayan münasebetler kurup devam ettirmelerine karşı çıkmışızdır. Daha etkili uyarmalarımızı bir yana bırakıyorum, fakat kanlı olaylara yol açan 6ncı Filonun ziyaretlerinin durdurulması için bir hayli önceden Adalet Partisi iktidarına gerekli uyarmalarda bulunduk. Geçen Temmuz ayında İstanbul limanına demirleyen 6 ncı Filoya mensup savaş gemilerinin ziyaretlerine hükümetçe izin verilmiş olmasının hükümetin sorumluluğunu gerektirdiğini ifade ettik. Vedat Demircioğlu’nun toplum polisince öldürülmesinden sonra 6 ncı Filonun, üstelik İzmir’in kurtuluşuna rastlayan günlerde İzmir’i ziyaret etmesine izin verilmesini de kınadık. Bu ziyaretlerin milletlerarası hukuk bakımından dostluk ziyareti sayılamayacağını ifade ettik. Bu ziyaretlerin kanlı olaylara yol açtığını hatırlatarak, Hükümetin bunlara mutlaka son verilmesi için gerekli teşebbüslere geçmesini istedik. Çıkmış ve çıkacak olaylardan Hükümetin sorumlu olduğunu her vesile ile tekrarladık.

6 ncı Filonun ziyareti tekerrür edince, İstanbul’da bir kısım öğrenci dernekleri direnme kararı aldılar ve İstanbul Valisi ile görüştüler. Vali gençlere, «Yasalar dışında cereyan edecek her hareket karşısında, mülkî âmir ve polis emir almaksızın görevini yapacaktır.» dedi. Gençler de valiye, «Anayasa haklarını kullanacaklarını ve kanunlara saygılı olduklarını» bildirdiler. Burada bir lâhza duracağız. Önce, İstanbul Valisinin Bursa Valiliğinden İstanbul’a getirilmiş olduğunu hatırlamak gerekir. Sayın Vefa Poyraz’in Bursa Valiliği sırasında Türkiye İşçi Partisinin bir kapalı salon toplantısına, önceden plânlanıp tezgâhlanmış bir saldırı olmuş, çok sayıda arkadaşımız bâzıları ağır şekilde yaralanmışlardı. Olaydan sonra vali, gerekli bütün önleyici tedbirlerin alındığını, fakat buna rağmen bâzı olayların önlenmediğini beyan ederek, sorumluluktan sıyrılmak istemişti. Uzun süren yargılama sonunda. Olayların, Adalet Partisi ile Komünizmle Mücadele Derneği mensup ve yöneticileri tarafından tertiplendiği sabit olmuş ve başlıca tertipçiler hüküm giymişlerdi. Bu olaylardan sonra, Sayın Poyraz’in Bursa Valiliğinden istanbul Valiliğine atanması da ayrıca anlamlıdır. Gene üzerinde önemle durulması gereken bir başka olay da, Beyazıt Kulesi’ne asılan, Vedat Demircioğlu’nun resmini hâvi flama olayıdır. Meşrebi malum bâzı gazeteler bu olayı, «Beyazıt Kulesi’ne kızıl bayrak asıldı» şeklinde ve manşet çekerek ilk sayfalarında verdiler. Bu durum karşısında açıklama yapan, yapmak zorunda kalan vali, bunun bir kızıl bayrak olmadığını ve Vedat Demircioğlu’nun resmini taşıyan bir flama olduğunu belirtti.

 

Beyazıt Kulesi’ne bayrak asılması Türkiye tarihinin fikir kutuplaşmaları ve öğrenci olaylarının en derin yaşandığı dönemin protestolarından sadece birisi aslında. Ancak birinci ağızdan dinlediğimiz ile yazılıp çizilenlerin ne kadar farklı olduğunun altını çizmemiz lazım gelmektedir. Bu problem her zaman var olmuştur aslında, bugün de siyasetten magazine okuduğumuz her şeyde bu farklılığı görüyoruz. Dikkat çekme çabası, yeni bir sansasyon yaratma veyahut da etik değerler yoksunluğu insanlara bunu yaptırıyor. Bildiği halde başka yazan veya söyleyenlere nazaran tahmin yürütenler daha masum bir statüde olsalar da konu özellikle kitleleri ilgilendiren ve geniş kitleleri harekete geçirebilen unsurlardan siyasete gelince bir dönemi anlamada gerçeğin geleceğe doğru yanıltılması sorunsalında vebali omuzlayan sayıca azımsanmayacak bir çoğunluk çıkıyor karşımıza. Her şey hem sağcılar hem solcular cephesinde olduğu gibi yansıtılıp amaçlar berraklığını kaybetmeden ortaya konsaydı belki fikirlerin çarpışmak yerine ahenkle raks ettiğini görebilecektik. İnsan, kendi doğasına o kadar mahkum ki bu ahenk bugün de dahil olmak üzere sanırsak hiçbir devirde görülmemiştir. Yunan propagandası olmasın diye mavi yerine al seçilip Türk bayrağını anımsatması düşünülen bir flama, dönüp dolaşıp komünist fikir doğasına uyacak bir hikaye ile basında yerini almıştır ve biz de bu çalışmada hem gerçeği hem de yansıtılma şeklini konu alıp inceleyerek Türkiye tarihinden bir kesiti raftan çıkarıp ona ışık tutmaya çalıştık.

KAYNAKÇA:

Osman Saffet AROLAT ile Söyleşi

SÖKMEN Cem, AKSİYON Dergisi, 17 Temmuz 1999

Wikipedia.org

http://seyritarih.blogspot.com/2009/12/1968-ogrenci-olaylar-vedat-demiroglunun.html

http://tr.wikipedia.org/wiki/Mihri_Belli

http://www.bianet.org/biamag/genclik/144384-kanli-pazar-dan-once-gazeteler

VERTU Siel, Milliyet, 16 Şubat 2013

http://www.kenthaber.com/ic-anadolu/ankara/Kimdir/iz-birakan/osman-saffet–arolat

http://www.tbmm.gov.tr

Reklamlar