Şerefli İkincilik ve Eziklik Duygusu

TOKYO-~1

Vatana millete hayırlı olsun, olimpiyatları alamadık. Sonuçlar açıklanınca bizim en yetkili kişilerimizden en azından şunu duymak isterdim: “tesislerimiz ve ulaşım gibi sorunlarımızı hallederek gelecek sefere daha iddialı olacağız”. Ama ne yazık ki eski günlerde futbolda her yabancı maçta sekiz gol yedikten sonra ezilmeden oynadık diyen yöneticilerimiz gibi konuşmaya ve dik (!) durmaya devam ettiler. Bu oylamadan bir ders çıkarttıklarını sanmıyorum. Yabancı basında İstanbul’un hayali üç boyutlu bilgisayar görünümleriyle sunduğu olimpiyat tesislerini olimpiyat komitesinin inandırıcı bulmadığı yazıldı. Keşke yıllardır inatla aday olurken, bir taraftan da tesis yapsaydık. Şimdi göğsümüzü gererek “biz hazırız” diyebilirdik.

Japonların son yıllarda sporun kara lekesi olan doping konusunda söyledikleri bir ders gibiydi: ”Bu güne kadar hiçbir Japon sporcunun dopingle ilişkisi olmamıştır”.

İspanyollar da Japonlar da tanıtımlarına olimpiyat madalyalı sporcularını getirdiler. Bizimkiler doping cezalısı olduğu için götüremedik. Daha kısa süre önce halter ve atletizm federasyonu başkanlarımız kendi branşlarında otuzardan fazla sporcunun doping kullandığı belirlenince istifa etmişlerdi. En büyük iki kulübümüzün şikeden ceza alarak Avrupa’dan uzaklaştırıldığını ve idarecilerinin de kısa süre sonra benzer şekilde cezalandırılacaklarını sanki olimpiyat komitesindeki kişiler bilmiyor muydu?

Kulislerde dünya devi Japon firmalarının Afrikalı delegelere ülkelerinde yatırım yapma sözü verdiği konuşuluyordu. Bu dev firmaların bütçeleri o Afrika ülkelerinin toplam bütçesinden daha büyüktü ve etkili olacağı kesindi. Bizim kulis yapan delegelerimizin başında ise Sayın Muhtar Kent vardı. Kendisi Coca Cola’nın en önemli isimlerinden biridir. Ama Coca Cola bir Türk firması değil ki, biz Sayın Kent ile gurur duyuyoruz ama bununla kimi nasıl etkileyebilirsiniz? Belki Koç gurubu Afrika’da beyaz eşya fabrikası açma sözü vermiştir ama tesir etmediği meydanda. Artık dünya ileri teknoloji üzerine odaklanıyor. Japonların söz verdiği gibi bir stadyumda tribünlerde yer alan seyircilere boş sahada kilometrelerce uzaktaki bir oyunu holografik olarak canlı göstereceğine biz hangi teknolojimizle karşı çıkacağız?

Neticede gerçekçi olmak lazım. Olimpiyatları alsaydık belki tesislerin yapımı, hava alanı, yol ve köprülerin inşaatı ile İstanbul yeni bir çehreye kavuşacaktı ama o tribünleri biz hangi seyirci ile dolduracaktık, oyunlardan sonra o tesisler nasıl çürümeye terk edilecekti?

Şimdi bir sonraki olimpiyatlar için Roma ve Paris ile Amerika kıtasından kuvvetli bir isimin yarışacağı biliniyor. Belki ondan da sonraki yıllarda bir kez daha şansımızı deneyebiliriz. Şimdi gündemi değiştirip (sanki iki futbol takımımız şikeden ceza almamış gibi davranarak) “olimpiyat bize vermediler bari 2020 Futbol Şampiyonasını alalım” diye milleti uyutmaya başlayacaklar.

Biz ne yazık ki bu şerefli ikinciliklerle büyüdük, artık içimizdeki eziklik duygusunu yok edecek liderlere ihtiyacımız var. Günü kurtarmaya çalışanlardan bıktık. Yapamıyorsanız bırakın gidin, milleti bu kadar aldatmaya kimsenin hakkı yok.

İnternette sayfadan sayfaya dolaşan yazıyı görmeyenler için ibret olsun diye ekliyorum:

44 milyon kişinin banka borçlusu olduğu,

 60 bin evsizin, 20 milyon icralık adamın olduğu,

 her 4 çocuktan 1’inin açlık sınırının altında yaşadığı,

13 milyon insanın aylık 250 TL’ye geçindiği,

 son 10 yılda 200’den fazla adamın kredi kartı borcu yüzünden intihar ettiği,

 son 10 yılda terörle mücadelede 853 şehit verirken; 4.458 kadının kocası tarafından öldürüldüğü yerde;

 Spor değil yaşam olimpiyatları vardır.

 19,7 Milyar Olimpiyat bütçesini buralara harcasınlar..

Reklamlar