Arıları da öldürdük, sıradaki?

Arı

Ürettiğimiz, tükettiğimiz ve artıklarını doğaya sorumsuzca atıverdiğimiz her madde sonunda bir şekilde zehire dönüşerek çevremizi kirletmemize sebep oluyor. Doğal hayattan uzaklaşıp “medenileştikçe” çevremizi zehirleme kapasitemizi tehlikeli bir şekilde yükseltiyoruz. Önce pek dikkati çekmeyen olaylarla doğa bizi uyarmaya başladı. Örneğin göçmen kuşlar son on yılda rotalarını şaşırdı ve bazı türlerin binlercesi neden olduğu anlaşılamadan okyanusun ortasında suya çakılarak adeta intihar etti. Balinalar toplu olarak kendilerini karaya vurdular. Kutuplardaki yaşam dengesi değişmeye başladı. Önceleri kimsenin ilgilenmediği bulgular televizyonlardaki belgesel kanalları aracılığı ile milyonlarca insana ulaşınca gelecekten endişe edenlerin sayısı artmaya başladı.

İki binli yılların ortasında Amerika’da Wisconsin’de başlayan ve “Kovan Sönmesi Sendromu” olarak adlandırılan toplu arı ölümleri de ilk başlarda bölgesel bir zehirlenme olayı olarak algılanmış ve pek önemsenmemişti. Ama arıların binlercesinin bütün kıtalarda ve bütün ülkelerde aynı anda ölmesi, bazı bölgelerde %60’a varan ölüm olayları sonunda nesillerinin devamının ancak uzak ülkelerden arı ithal ederek devam ettirilmeye başlanması ile işin ciddiyeti ortaya çıktı.

Üniversiteler bu konuda senelerce araştırmalar ve testler yaptılar. Suçlu hiç şüphesiz gene gününü kurtarmaya çalışırken yanlış yönlendirilerek suni bir tüketim çılgınlığına mahkum olan sorumsuz insanoğluydu. Dünya medyasında yer alan arı ölümleri haberlerinin önemini ilk başlarda pek kavrayamadık. Ancak uzmanlar dünyadaki bitkilerin döllenmesinin yüzde yetmişinin arılar vasıtasıyla yapıldığını, bunlar olmazsa bitkisel hayatın da komaya gireceğini açıklayınca bazılarımızın vicdanında hafif bir huzursuzluk kıpırtıları başladı.

Başımıza gelecekleri tam olarak anlamamıştık. Uzmanlar bu defa bitki döllenmelerinin suni olarak yapılamadığını, arılar olmazsa dünya üzerindeki bitki türlerinin yarıdan fazlasının gerçekten yok olabileceğini tekrar anlatınca o hafif huzursuzluk bu defa yerini endişeye bıraktı. Konu sadece arıcılık yapan, bal üreten birkaç bin kişinin sorunu değildi. Konu planetimizin bitkisel sağlığını ve dolayısıyla tüm insanlığı ilgilendiriyordu. O küçük saf, naif yaratıkların milyonlarcası aynı anda sanki bir şeyi protesto edercesine acaba neden ölüyorlardı. Kesinlikle bize anlatmak istedikleri bir şey vardı.

Beyaz ayıların, balinaların, göçmen kuşların, penguenlerin ölümü bizi çok da fazla ilgilendirmemişti ama arıların dünya çapında %40’ının yok olması sonunda nesillerinin tamamiyle ortadan kalkması tehlikesi karşısında korkmamız gerekiyordu.

Gene de günlük gailelerle boğuşan insanoğlu bu konuda yeteri kadar bilgilendirilmemişti ve tehlikenin pek de farkında değildi.

Ne yapılmalı?

Suçlu olan bizler kullandığımız, tükettiğimiz ve doğaya atıverdiğimiz atıklarımız konusunda artık çok çok daha dikkatli olmak zorundayız. Sadece çöpleri ayırmak, kağıtları, plastikleri, camları ayrı kutulara atmak işe yaramamaktadır. Çözümün temeli günlük hayatımızdaki satın alım merhalesinde yatmaktadır. Toplum tüketiminin bilinçlendirilmesi ve doğal tüketim yönüne sevk edilmesi için üniversitelerin akademisyenlerinden, politikacılardan daha büyük bir görev Sivil Toplum Örgütlerine düşmektedir. STK’lar güçlerini birleştirerek halkı örgütlemeli ve yol göstermelidirler. Doğaya zarar veren ürünlerin afişe edilmesi, insanların bunları kullanmaktan vaz geçmeleri, doğal ürünlerin ön plana alınması ve kullanımının teşvik edilmesi gerekmektedir.

Bu örgütleme ve bilgilendirme aksiyonu birçok uluslar arası büyük firmayı, üreticiyi ve pazarlamacıyı rahatsız edecektir. Çünkü onlar doğayı zehirleyen kimyasal maddeleri günlük hayatımıza sokarak tüketmemizi teşvik etmektedirler. Bilinçli bir tüketim toplumu haline gelmemiz için tek ümidimiz Sivil Toplum Örgütlerinde ve onların bu konudaki çalışmalarını destekleyecek olan medyadadır.

Bazı konularda çok geç kalmış olabiliriz ama arı ölümleri bize ders olmalı ve evimizden başlayarak hayatımızdaki tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmeli, çocuklarımızı bu konuda eğitmeli ve kesinlikle doğal ürünlere dönüş yapmalıyız, hemen şimdi, hiç vakit kaybetmeden.

Bu yazı 17.12.2012 tarihinde www.bodrumgundem.com gazetesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar