SPORDA ANARŞİ

Son Fenerbahçe-Galatasaray futbol maçı oyundan ziyade bir kısım seyircinin güvenlik güçleriyle ortaklaşa yarattığı terör olayları ile kamuoyunda yer aldı. Yorumcular maçtan çok çıkan olaylarla ilgilendiler. Konu sporun dışına taştı. Şampiyon olan takım kupasını ancak başbakanın verdiği talimatla alabildi. Sadece bu bile bazı şeylerin ne kadar yanlış gittiğinin bir göstergesiydi. Batı ülkelerinden herhangi birinde başbakan böyle bir talimat verseydi Vali, Emniyet Müdürü ve Federasyon Başkanının istifasını da beraber isterdi. Kaybeden kulübün yapabildiği tek şey suçu mümkün olduğu kadar rakiplerin, emniyet kuvvetlerinin ve provokasyon yaratmak için stada geldiği iddia edilen bazı gizli güçlerin üstüne atmak oldu. Basit bir özür dilemeyi dahi kendilerine yakıştıramadılar.

Çözümü aramak isteyen bazı “üst düzey” (!) köşe yazarları polisin güç gösterisini, provokasyon yapanların amaçlarını v.s. araştırarak boş yere bundan bir ana fikir çıkartmaya çalışarak gündemi saptırdılar.

Asıl önemli olan kavram bu arada kayboldu gitti. Konu aslında sporcuların davranışlarındaydı. Top ayağına çarpıp dışarı çıktığında utanmadan hakeme el işareti yapıp taç atmak isteyen, ceza sahasına girince kendini hemen yere bırakıp sonra hakeme dönüp penaltı için yalvaran, rakibine arkadan tekme atıp sonra da centilmenlik yapar gibi başını okşayan sporcu bozuntuları işin tribünleri ateşleyen kısmını yarattılar.

Eğer maç bittiğinde kaybeden takımın sporcuları ve antrenörleri sahada kalıp, galip gelen tarafın elini sıkabilecek cesarette olsalardı sahaya kimse girmezdi. En acemi provokatör bile sahada sporcular el sıkışırken “yürüyün arkadaşlar” diye sahaya atlayamaz. Binlerce kişiden oluşan tribün gücü onu korkudan yerinde oturtur.

Bunun tam tersi ne yazık ki ortam müsait olunca sürü psikolojisi ile sahaya atlayıp sonra tutuklanan 48 kişinin kimliklerini incelediğimizde ortaya çıkıyor. Hiç de profesyonel provokatöre benzemeyen, meslek ve aile sahibi normal insanlar sorgulandıktan sonra serbest bırakılıyor. Bu insanlar sporcuları sahada yan yana, kol kola görseler acaba stadın koltuklarını kırıp sahaya atarlar mıydı veya soyunma odalarına giden tüneli yakmaya çalışırlar mıydı?

Gördüğünüz gibi sorun idarecilerin tutumu, polisin biber gazı, federasyonun zavallılığı falan değil. İş sahadaki sporcularda başlayıp orada bitiyor.     

Bu gün en alt kümedeki 14-15 yaşındaki sporcuların her hangi bir branştaki maçına gidin. Üzüntüyle göreceksiniz ki o gencecik çocuklar hakeme itiraz ediyor, seyirciye laf atıyor ve sanki tekme yiyip ağır sakatlanmış gibi yere yatıp faul çalmasını bekliyorlar. Ağabeylerinden gördüklerini aynen uyguluyorlar.

Ülkemizin batı medeniyetleri seviyesine ulaşmasına en yakın sektörü olan sporumuz birkaç art niyetli sporcu yüzünden karmaşa içine itiliyor.

İşin hukuk önüne çıkmasını beklemeden toplum olarak bu işi en başından: sahadaki sporcudan başlayarak çözmek zorundayız. Onların sahte hareketlerini tasvip etmeyerek, gerçek bir sporcu gibi davranmalarını istediğimizi açıkça belirtmeliyiz.

Biz Arenaya birbirini sakatlamaya çıkan cengaverler değil, kazanmak için mücadele eden sportmenler izlemek istiyoruz.

Bu yazı 18.05.2012 tarihinde www.bodrumgundem.com web sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar