RMS Titanic , White Star Line şirketinin sahibi olduğu Olympic sınıfı bir yolcu gemisidir. Harland and Wolff (Belfast,İrlanda) tersanelerinde üretilmiştir. 14 Nisan 1912 gecesi daha ilk seferinde bir buz dağına çarpmış ve yaklaşık iki saat kırk dakika içinde Kuzey Atlantik’in buzlu sularına gömülmüştür. 1912‘de yapımı tamamlandığında dünyadaki en büyük buharlı yolcu gemisiydi.

Batışı 1.517 kişinin ölümüyle sonuçlandı ve dünya savaşları dışındaki en büyük deniz felaketlerinden biri olarak tarihe geçti. Titanic ‘in batışı ile birlikte meydana gelen büyük kayıbın oranı birçok nedene bağlanmaktaydı ve zaman geçtikçe oturan şey ise Titanic ‘in herkes için yeteri kadar filika taşımamasıydı. Titanic ‘in tam kapasitesi 3,547 kişi olmasına rağmen geminin sahip olduğu toplam filika sayısı 1,178 kişilikti. Aynı zamanda bayanlara ve çocuklara öncelik tanındığı için toplamda ölen erkek sayısı da çok orantısızdı.

Titanic zamanında mevcut olan en ileri teknolojileri kullanmıştı. Birçok insan tarafından “batmaz” gemi olarak inanılıyordu, bu inanış batmadan önce bu şekilde tanımlanmış ve lanse edilmişti. Bu derece ileri teknoloji ve eğitimli mürettebata rağmen batışı birçoğu için şoktu. Medya ise Titanic ‘in ünlü kurbanları ve batış ile ilgili efsaneleri sürekli gündeme getiriyor ve ateşe benzin döküyordu. Bu tartışmaların sonucu denizcilik kanunun değişmesine neden oldu. Amerikan donanmasından emekli Robert Ballard ‘ın gemi enkazını 1985’de bulması Titanic’in ününe olan ilgiyi ve bu ilginin günümüze kadar devam etmesini sağladı.

Titanic White Star Line’ın bir transatlantik gemisiydi, Harland and Wolff tersanelerinde(Belfast, Kuzey İrlanda) üretilmiş ve rakip firma olan Cunard Line‘ın RMS Lusitania ve RMS Mauretania gemileriyle rekabet edebilmesi için tasarlanmıştır. Titanic ‘in yanı sıra Olympic Sınıfı kardeşleri de üretilmiştir. Bunlar: ilk üretilmiş olan RMS Olympic, daha sonra üretilecek olan RMS Britannic (diğer adı Gigantic). Gemi’lerin tasarımcıları hem Harland and Wolff ve White Star’da yönetici olan William Pirrie ve inşa yöneticisi ve dizayn bölümünün başı olan Alexander Carlisle ve gemi inşaatı mühendisi Thomas Andrewsdir.

RMS Titanic’in üretimine 31 Mart 1909‘da başlandı. Yapımında 26 ay boyunca 11.300 kişi çalışmıştır. IMMC‘nin sahibi Amerikalı John Pierpont Morgan tarafından finanse ediliyordu. Geminin gövdesi 31 Mayıs 1911’da suya indirildi ve tamamen bitirilmesi için bir yıl daha harcandı. 31 Mart’ta gemi yüzer hale getirilmişti.

Titanic 259 m uzunluğuna, 28.2 m genişliğe, 66,000 gros ton ağırlığa sahipti. Geminin 3 pervanesine güç sağlayan iki zamanlı dört silindir, üç aşamalı, buharlı itici motorlar ve düşük basınçlı tribünler bulunmaktaydı. Bu motorlara 159 kömür fırını tarafından ateşlenen 29 kazan enerji veriyordu ve bu da geminin yaklaşık olarak 43 km/s maksimum hıza ulaşmasını mümkün kılıyordu. Gemideki dört bacadan sadece üçü işlevseldi, dördüncü baca sadece geminin daha çarpıcı gözükmesi için eklenmişti. Gemi toplamda 3,547 yolcu ve mürettebat taşıyabiliyordu.  Aynı zamanda posta da taşımaktaydı. Baş harfinin ilk kısmındaki ön ekte bu ifade bulunmaktadır. RMS (Royal Mail Steamer).

Gemi’nin bulunduğu zamanda, Titanic lüks, zenginlik ve ihtişam konusunda tüm rakiplerinin üzerindeydi. Gemide standart olarak ana güvertede yüzme havuzu, spor salonu, Türk hamamı, hem birinci sınıf hem de ikinci sınıfta kütüphane, tenis kortu sunulmaktaydı. Birinci sınıf ortak odaları çok özel ağaç işlemeciliği, pahalı mobilyalar ve diğer dekorasyonlar ile süslenmişti. Buna ilave olarak ‘Café Parisien’ birinci sınıf yolculara çardak biçiminde dekorasyon ile süslenmiş güneşli veranda altında mutfak hizmeti vermekteydi.

Gemi bulunduğu zamana göre gelişmiş teknolojik özellikler ile donatılmıştı. Geminin ileri teknolojisinde kullanılan malzemeleri Osmanlı İmparatorluğundan sağlanmıştı. Buhar jeneratörleri tarafından desteklenen geniş bir elektrik altyapısı vardı, elektrik kabloları aynı zamanda elektrik lambalarını besliyordu. Gemi aynı zamanda iki Marconi radyo sistemi ile de gurur duymaktaydı. Vardiya halinde çalışan operatörler tarafından çalıştırılan 1500 watt’lık sistem sabit bir iletişim ve birçok yolcu mesajlarının aynı anda transferine olanak sağlamaktaydı.

Filikalar

Titanic ’in dizayn aşamasında Carlisle Titanic ’in filikaları için kullanılacak mataforaların daha yeni ve geniş bir modelini önermişti. Bu sayede Titanic 48 filika taşıyabilecekti ve geminin tamamına olmasa bile güverte üzerindeki herkese yetecek kadar filika sağlanmış olacaktı. White Star Line, daha geniş vinci kabul etmesine rağmen ancak geminin % 52’sini taşımasına kadar imkân verecek 16 ahşap filika ve buna ilaveten 4 adet daha taşınabilir filika konulmasına karar verdi. (Yasalara göre bu rakam bu tonajdaki bir gemi için minimum olması gereken rakamdı.) Ticaret kurulunun o zamanlardaki yönetmeliği, 10,000 tonun üzerindeki gemilerin en az 155.724 m3 genişliğinde 16 filika taşımasını zorunlu kılıyordu. Yani, yasal olarak gereken filika sayısından daha fazlasını taşımaktaydı. 1894’de değerlendirilen en büyük gemi sadece 13.000 tondu, yönetmelik 1894’den beri değişmediği için büyük ve geniş gemiler için fazladan bir zorunluluk yoktu. Carlisle, White Star Line yöneticilerinden J.Bruce Ismay ile konuyu resmi olarak tartıştığını söylemiştir. Bruce Ismay ise bunu reddetmiş, böyle bir görüşmeyi ne duyduğunu nede böyle bir uyarının kendisine gelmediğini ifade etmiştir.

Kaptan John Smith 

Edward John Smith Hanley ‘de Edward Smith ve Catherina Hancock’in çocugu olarak dünyaya geldi.13 yaşına kadar Etruria İngiliz okuluna devam etti ve ardından Liverpool’da denizcilik kariyerine başladı. Daha sonra A Gibson şirketinin sahibi oldugu Senator Weber ‘de ilk denizcilik kariyerine başladı, çıraklık dönemini Weber’de geçirdi. Smith, Mart 1880’de White Star Line’a Celtic ‘in dördüncü subayı olarak katıldı. Avustralya ve New York hatlarında uzun dönem çalıştı.1887’de Smith ilk White Star komutasını SS Republic ile devraldı. White Star Line’da 17 adet gemiye kaptanlık ettikten sonra R.M.S Titanic’e kaptan olarak atandı. Titanic’in ilk yolculuğu için White Star’in en güvendigi isimlerden biriydi. Titanic’in batışı ile ilgili olarak Kaptan Smith’in bir ihmalinin olup olmadığı hususu günümüze kadar tartışılan bir konu haline gelmiştir. Smith’in bu olaydaki ihmaller zincirine katkısı ile ilgili çok fazla iddia mevcuttur, Kaptan tarafında bir zafiyet mevcut olsa bile aşağıdaki faktörlerde gözden kaçırılmamalıdır.

Titanic boyut olarak çok büyük bir gemidir, zamanına göre ciddi teknolojik üstünlüklere sahiptir, kompartımanlar arasında su geçirmez levhalar yerleştirilmiş ve batmaz gemi olarak lanse edilmiştir.

Özellikle Atlantik’de kritik mesajlar köprüye iletilememiştir.

Titanic’in imal edildiği çelik metallerin çok kırılgan olduğu görüşü de birçok uzman tarafından ifade edilmiştir.

Titanic ‘in çarpmasından sonra Kaptan Smith’in nasıl öldüpü de çok netliğe kavuşamamıştır. Ballard’a göre Titanic filminde de görüldüğü gibi köprüye gittiği, son emri vermek için beklediği ve Atlantik’in buzlu sularında kayıp olduğu söylenmektedir. Başka bir iddiaya göre ise Kaptan silahını kafasına dayamış ve tetiği çekmiştir.

İlk Sefer

Titanic ilk seferine Southampton, İngiltereden, New York City‘e doğru hareket etmek için 10 Nisan 1912 tarihinde Kaptan Smith’in komutasında ilk seferine başladı. Titanic bulunduğu iskeleden ayrılırken gittiği güney yolu üzerinde geniş ve büyük buzdağları olduğuna dair bir uyarı yapıldı. Ancak bu uyarı USN Hydrographic (deniz haritacılığı) bölümüne gitti ve asla köprüye ulaşamadı. Buzdağı uyarıları gün boyunca alınmaya devam etti, ancak bu uyarılar yılın bu zamanları içinde oldukça normaldi. Daha sonra akşam saat 21:30’da, Mesaba gemisi tarafından Titanic’in takip ettiği yolda geniş ve büyük buzdağları olduğu ile ilgili yapılan uyarı, telsiz (Marconi) odasındaki Jack Phillips ve Harold Bride tarafından alınmasına rağmen, bir takım zaaflar nedeni ile köprüye ulaşamadı. Uyarılar olmasına rağmen seyir ile ilgili bir değiştirmeye ve yavaşlamayı gerektirecek bir neden yoktu.

Titanic’de gözcü olarak üç takım çalışmakta idi, her takım iki kişiden meydana geliyordu ve bu iki kişi iki saatte bir değiştirilmekteydi. Gözcüler köprünün üst kısmında kuş yuvası olarak ifade edilen direğin üzerinde duruyor ve karşıyı sürekli olarak gözetliyorlardı. Başka geceler buzdağının daha önceden görünmesi kesin gibiydi, ancak o gece birçok faktör beraber hareket etmekteydi, ay yoktu, rüzgar yoktu, dürbün yoktu ve buzdağının karanlık yüzü gemiyi karşılıyor idi. Lightoller’inde İngiliz soruşturmasında ifade ettiği gibi ” Her şey Bize Karşı İdi.”

Buzdağının Görülmesi 

Saat 00:39’da, Titanic, New Foundland’ın Grand Banks güneyi açıklarında seyir etmekteydi. Gözcüler Frederick Fleet ve Reginald Lee geminin ön tarafında tam olarak seçilemeyen büyük bir buzdağı fark ettiler. Fleet geminin çanını üç kez çaldı ve köprüye telefon etti. Telefona Altıncı subay James Paul Moody cevap verdi. Fleet “Orda biri var mı?” diye bağırdı. Moody “Evet ne gördün?” diye cevap verdi. Fleet “Tam önümüzde buz dağı var!” şeklinde bağırdı. Moody kıdemli ve o anda köprüde sorumlu Birinci subay William Mcmaster Murdoch’u uyarmadan önce “Teşekkür ederim” şeklinde cevap verdi ve telefonu kapattı.

Murdoch’in Emirleri

Kaptan Smith’in durumunda olduğu gibi, Birinci subay Murdoch’ın çarpışma sırasında vermiş olduğu emirler ile ilgili de çok fazla iddia ortaya çıkmıştır. Genel olarak kabul görülen, Murdoch’ın “Tam Sancak Tarafı” şeklinde emir vermiş olduğudur. Bu sayede gemi dönecek ve muhtemel bir çarpmadan kurtulacaktı. Kaza sırasında köprüye giren ve birbirlerini gören Dördüncü Subay Joseph Boxhall tarafından, Murdoch’a geminin makina dairesine bağlı telegrafı “Tam tornistan” ‘a getirmesi rapor edildi. Boxhall’ın bu ifadesini makina dairesi yağcısı Frederick Scott yalanlanmıştır. Ona göre motor odası telegrafı önce “Dur” işaretini göstermekteydi. Ayrıca Kazan dairesinin çavuşlarından Frederick Barret ise kazan’daki ateş göstergelerinin önce “tam”da olduğunu daha sonra “dur”a gittiğini ifade etmiştir. Tam o esnada veya daha önce Murdoch iskele tarafına tam bir dönüş emri vermiş olabilirdi. (Serdümen subayı Alfred Olliver çarpışma esnasında köprüye doğru giderken bu emri duyduğunu ifade etmiştir.) Burada denenmeye çalışılan ve sağa doğru kalma manevrası olarak bilinen bu hareket, dümen yekesini tamamen sola taşımak bu sayede geminin sağa dönmesini sağlamak ve kalan arka kısmı buzdağından uzak tutmaktı. Yapılan bu manevra geminin arka tarafının buzdağına asla çarpmayacağı konusunda ifade veren diğer mürettebat üyeleri tarafından da desteklenmiştir. Çarpışma esnasında dümende olan dördüncü subay Robert Hichens ve köprüde olup olmadığı tam belli olmayan dördüncü subay Boxhall, her ikisi de Murdoch’in Hichens’e verdiği son emrinin “Tam sancak tarafı!” olduğunu ifade etmişlerdir.

Çarpışma

Fleet’in buzdağını gördükten sonra geminin ölümcül çarpışmasını 37 saniyede yaptığı tahmin edilmektedir. Gemi’nin sancak (sağ) tarafı buzdağı tarafından yırtılmıştır, omurgadaki birçok noktada bükülmeler olmuş, suyun altında kalan perçinler atmış ve bu sayede beş kompartıman suya doğru açılmış (İleri seviye tank, üç ileri ambar ve kazan dairesi) denizin altında kalmıştır. Çarpmanın tüm etkisi ortalama 10 saniyede tamamlanmıştır. Altıncı kompartımandaki (kazan dairesi) pompalar suyu geldiği hızla geri pompalayabiliyordu. İlk beş kompartıman aşağı yukarı 1.1 civarındaki alandaki küçük oyuklar ile delik deşik olmuştu. Öndeki kompartımanlar doldukça, kompartımanlar arasındaki su geçirmez bölmeler kapatıldı. Titanic su yüzünde dört kompartımanın dolması ile ayakta durabilirdi. Ancak gemi beşinci kompartımanlarına da su alıyordu. Kaptan Smith köprüye varır varmaz, çarpmanın etkisi ile birlikte ekibine her şeyin durdurulması emrini etmişti. Çarpmadan sonraki ilk on dakikada bütün kompartımanlar 4.3m civarında, Atlantik’in buzlu suları ile doldu. Geminin birinci derecedeki subaylarının incelemesini takiben, gemi doğramacısı ve tamircilerinden J.Hutchinson ve Thomas Andrews iki güvertedeki posta odalarını da içine kapsayan detaylı bir inceleme yaptılar, bu inceleme sonucunda görünen oydu ki Titanic batacaktı. Saat gece yarısını vurmadan önce öndeki üçüncü sınıf kısmı suyla dolmaya başlamıştı. Çarpışmadan 25 dakika sonra Saat 01:05’de Kaptan Smith bütün cankurtaran filikalarının örtülerinin açılmasını emir etti; beş dakika sonra saat 01:10’da yerlerinden çıkartılmasını ve saat 01:25’de filikaların kadınlar ve çocuklar ile doldurulmasını ve aşağıya indirilmesini emir etti. Saat 01:50’de dördüncü subay Joseph Boxhall ilk beyaz yardım fişeğini ateşledi. Beyaz fişek atılmasının amacı diğer gemilerden yardım isteyebilmekti. Fakat; asla batmayacağına inanılan Titanic sefere çıkmadan önce sadece eğlence amaçlı kullanılan beyaz fişeklerle depolanmıştır. Kırmızı renk olan asıl yardım fişeklerine maalesef yer verilmemiştir. Bu da batma esnasında, fırlatılan beyaz fişeklerin, Titanic’i görebilen diğer gemilerin acil durumu algılayamamasına ve yardımların çok fazla gecikmesine yol açmıştır.

Saat 01:45 – İlk Filika İndiriliyor

Charles Lightoller ölümünden önce bir mülakat vermiş ve ilk filika indirilmeden önce Kaptan Smith ile olan karşılaşmasını açıklamıştır. İfadesinde: “Filikaların örtüleri kaldırılmış, temizlenmişti. Akabinde filikalar bot güvertesi seviyesine indirilmiş ve menteşelerinden çıkarılmaya hazırdı, tam bu o anda Kaptan Smith ile karşılaştım ve ellerimi onun kulaklarının arkasına koyarak ve yüksek sesle sordum, “Efendim filikalara ilk önce kadın ve çocukları mı almalıyım” bu soruma, Kaptan olumlu anlamda kafa salladı ve bunun üzerine ilk filikayı doldurmaya başladım.” 

İlk 65 kişi kapasiteye sahip yedi numaralı filika saat 01:27’de sancak tarafından üstünde sadece 28 kişi ile birlikte indirildi. Titanic yolcuları ve mürettebatı ile birlikte 2,228 kişi olmasına rağmen, toplam kapasitesi 1,178 olan 20 filika taşımaktaydı. Numaralar ile isimlendirilmiş on altı filika mataforalardaydı, yandan çadır bezli, harf ile isimlendirilmiş ve taşınabilir dört adet filika ise subay yatakhanesinin çatısına yerleştirilmişlerdi. Filikalar için toplamda yetecek alan gemideki yolcuların ve mürettebatın yarısından biraz daha az idi. Yukarıda da ifade edildiği gibi o zamanlar gereken bot sayısı insan sayısı yerine geminin gros ton ağırlığına göre karar veriliyordu. Birinci ve ikinci sınıf yolcularının filikalara erişimi bot güvertesine çıkan merdivenler ile daha kolaydı, fakat üçüncü sınıf yolcuları için bu daha zordu. Alt kısımlarda kalan birçok koridor yüzünden filikalara giden yolu bulmak çok zordu. Ayrıca üçüncü sınıfı geminin diğer alanlarından ayıran ve geminin arka kısmından ikinci kısma geçişi sağlayan kapılar kilitliydi. Birinci ve ikinci sınıfın kadın ve çocuklarının birçoğu batış esnasında kurtarıldı, üçüncü sınıfın kadın ve çocuklarında ise durum daha vahimdir, kayıp edilen rakam kurtarılandan daha fazladır. Bununla birlikte kilitli kapılar bot güvertesi ve F-G güverteleri arasındaki iletişime de engel olmuştu. Filikalar bot güvertesinde bekleyen kadın ve çocuklar ile birlikte indirilmeli ve sonrasında ise F-G güvertelerinde bekleyen kadın ve çocukları iskelelerden almalıydı. Maalesef botlar basitçe ve hiç durdurulmadan suya indirildi. Bununla birlikte üçüncü sınıfında kurtarılma esnasında ayrılması ile birlikte, birinci ve ikinci sınıfta seyahat eden çocuklardan birisi ve üçüncü sınıfta seyahat eden 76 çocuktan 53’ü hayatını kaybetti.

Felaketin geri dönülemez noktası gece saat 01:15’de gelmişti, o anda geminin ön tarafında bulunan çapa boşlukları suyun altında kalmıştı. Bu noktadan önce, okyanus suyunun girebileceği tek yer buzdağı tarafından oluşturulan yarıklardı. Deniz suyu geminin çapa boşlukları üzerinden sürekli güç kazanıyordu ve bu güç geminin batma hızını dramatik olarak artırıyordu. Saat 02:10’dan beş dakika önce, toplam kapasitesi 65 olan “filika 8” iskele tarafından 28 kişi ile ayrıldı. Aşağı yukarı 10 dakika sonra 9 numaralı filika 56 kişi ile birlikte gemiyi terk etti.

Bot güvertesi zaman geçtikçe daha fazla kaotik hale geliyordu. Saat 02:25’de 11 numaralı filika 70 kişilik yolcu ve mürettebatı ile birlikte sancak tarafından indirildi. Ancak filikanın indirildiği yer suyu gemiden dışarıya atmaya çalışan boşaltım pompalarından birine çok yakındı ve bundan dolayı filika denize ulaştığından nerdeyse batıyordu.

Tayfalar filikaların denize inmesine saniyeler kala gemiden bir an önce uzaklaşabilmek için kürekleri çekmeye başlıyordu. On dakika sonra Filika 13 ve 15 tam kapasitesinde indirildi. Boşaltma borusundan atılan su, hızla indirilen 15 numaralı filikanın altında duran 13 numaralı filikanın arkasından ittirdi. Tayfalar suya indirilen 13 numaralı filikanın iplerini çılgınca kesiyorlar ve yönünü değiştirebilmek için manevra yapıyorlardı. Tam bu esnada filika 14 beşinci subay Harold Lowe’ın yönetiminde iskele tarafında alçalmaya başladı. Filika alçalmasını devam ettirirken, Lowe filikaya yan taraflardan binmeye çalışanları korkutmak için filikada bulunanların da baskısı ile silahını ateşledi. Saat 02:35’de Filika 15 ve 16 gemiyi terk etti, ikinci sınıfın bot güvertesindeki bütün filikalar gitmişti. Gemide sadece birinci sınıfta olmak üzere toplamda kapasitesi 293 olan altı filika kalmıştı, tahminen gemide kalan sayısı ise 1800 olacaktı. Filika 2 ve 4 gemiden son ayrılacak filikalardı. Filika 2 saat 02:45 civarlarında ayrıldı, hemen onu çok yakın olarak on dakika sonra filika 4 takip etti.Bu filikalar batacak olan gemiye en yakın olanlardı. Filika 4 gemiden dondurucu okyanusa düşmüş olan insanların bir kısmını aldı.

Saat 02:45 ‘de geminin üst güvertesi ve ileri güverte su altındaydı ve ileri A güvertesi gezinti noktası ortalama yüzeyin 3 m üstündeydi.

Telsiz operatörleri Jack Philipse ve Harold Syndney Bride tehlike sinyali göndermek ile meşgul idi, mesaj CQD-MGY idi, bunun anlamı batıyorum acil yardıma ihtiyacım var şeklinde idi. Bu çağrıya birçok gemiden cevap geldi, bu gemiler Mount Temple, Frankfurt, ve Titanic’in kardeş gemisi Olympic idi, ama hiçbiri yetişmek için yeteri kadar yakın değildi. Olympic ortalama 930 km uzaklıktaydı. En yakın cevap veren gemi Cunard Line’dan RMS Carpathia idi, aşağı yukarı 107 km uzaklıktaydı ve ortalama geliş süresi 4 saatti, ancak Titanic için çok geçti. Titanic’in acil yardım çağrısını karadan iki nokta aldı. Bir tanesi Cape Race’deki radyo istasyonu diğeri ise New York’da Wanamaker mağazasının tepesinde bulunan Marconi telgraf istasyonu idi. Acil yardım çağrısından kısa bir süre sonra, bu çağrı gemiden gemiye, Halifax’dan New York’a oradan tüm ülkeye yayılmaya başladı. New York’da insanlar White Star Line’in önünü doldurmaya başladı.

Mount Temple’in Kurtarma Denemesi

Mount Temple ilk acil yardım çağrısını Titanic’e 79 km uzaklıkta iken saat 00:30’da aldı. Kaptan Moore geminin yönünü hemen çevirip 11.5 knot azami hızla yola çıktı. Saat 04:30 civarlarında Titanic tarafından verilen koordinata ulaştığında ortada herhangi bir gemi veya benzeri bir şey bulamadı. Sonradan ortaya çıkan gerçek ise Titanic’in vermiş olduğu pozisyon gerçek yerinden 12 km uzaklıktaydı. Eğer Titanic o anda doğru koordinatları vermiş olsa idi, Mount Temple muhtemelen RMS Carpathia’dan daha önce varacaktı

Yakınlarda Duran, Cevap Vermeyen Ve Bilinmeyen Gemiler

Titanic köprüsünden, sancak tarafında bulunan bir geminin ışıkları görünebiliyordu, geminin Titanic’e olan ortalama uzaklığı 16–24 km civarındaydı. Bu gemi ne radyo iletişimine, nede her 15 dakikada bir fırlatılan roketlere cevap veriyordu. Bunun üzerine Boxhall ve levazım subayı George Rowe Titanic’deki lambalar ile karşı gemiye mors kodları göndermeye başladı, ancak bu denemede sonuçsuz kaldı. Bu gemi ile ilgili yapılan soruşturmalarda S.S Mount Temple kaptanı Moore ve S.S Carpathia’nın kaptanı Rostron bağımsız olarak ayrı ayrı verdikleri ifadelerde gece karanlığında bu vapurun ışıklarını gördüklerini ifade etmişlerdir. Ancak her iki kaptanında aynı geminin ışıklarını gördüklerine dair ortada bir kesinlik de bulunamamıştır. Buna ilaveten hem Rostron hem de Moore ek kanıt olarak gün ağardığında(15 Nisan 1912) iki direği ve tek bacası olan bir vapuru da gördüklerini ifadelerinde belirtmişlerdir. Bu anılan geminin çok sık olarak adı geçen ve mürettebatı soruşturmaya uğrayan S.S Californian olup olmadığı çok tartışma konusu olmuştur. (S.S. Californian dört tane direğe sahipti.) Çarpışma gecesi, SS Californian buzdan dolayı ve gece olduğu için duruş yapmıştı ancak Titanic’e oldukça yakındı, vapurun telsiz sistemi, operatör gece uyumaya gittiğinden dolayı kapatılmıştı. Titanic’in telsiz sistemi (Marconi) daha önceki günlerde bir hasar görmüş, Philips ve Bride bunu düzeltebilmek için tüm gün boyunca uğraşmışlardı. Bunun sonucu olarak geride gönderilmeyi bekleyen çok fazla sayıda mesaj birikmişti. Philips en yakındaki Halifax istasyonundan güçlü bir sinyal alınca mesajları göndermeye başlamıştı. Californian telsiz operatörü Cyril evans saat 23:00 ‘da yatağa gitmeden önce Titanic’i yollarının üzerinde büyük buzdağları olduğu konusunda hatalı yazılmış bir mesaj ile uyarmaya çalıştı, fakat Cyril, Jack Philips tarafından sürekli kesildi, mesaj hatalı olduğundan kaptan köprüsüne iletilmedi ve geri cevap olarak ” Çeneni kapat ,şu anda çok meşgulüm ve çalışıyorum ” cevabı iletildi.

Felaket ile ilgili yapılan her iki soruşturmada da SS Californian ve kaptanı Stanley Lord yeterli yardımı yapmadığı için hatalı bulunmuştur. Saat 22:10’da Californian, güneyden gelen bir geminin ışıklarını fark etmişti. Kaptan Lord ve üçüncü subay C.V Groves bunun bir yolcu gemisi olduğu konusunda mutabık olmuşlardır. Yukarıda da ifade edildiği gibi durmuş olan Californian, gelen gemiyi buz ile ilgili uyarmaya çalışmış, ancak Titanic’in telsiz operatörü (Jack Philips)tarafından azarlanmıştı. Saat 23:50’de Grove geminin ışıklarının yanıp söndüğünü fark etti, sanki gemi durmuş veya tamamen kapatılmış gibiydi. Kaptan Lord’un emri ile saat 23:30 ve 01:00 arasında mors ışık kodları gönderildi, ancak hiçbirine geri cevap alınamadı. Daha sonra yapılan soruşturmalarda ortaya çıkan gerçek ise, Mors lambasının maksimum mesafesinin 6 km olduğudur, bu sebepten dolayı Titanic tarafından asla görülemedi. Kaptan Lord saat 23:30’da köşküne istirahat etmek için çekilmişti, ikinci subay Stone görev başındaydı ve saat 01:15’de Lord’u bir tane roket fırlattığına (bunu takiben dört tane daha fırlatılmıştır) dair uyardı. Lord bu roketlerin bir şirket sembolü olup olmadığını bilmek istedi, bu roketler tanımlama yapmak için kullanılan ve ışık saçan roketlerdi. Stone roketlerin tamamının beyaz olup olmadığı ile ilgili olarak hiçbir fikrinin olmadığını ifade etti. Titanic’in göndermiş olduğu acil yardım roketlerinin renkleri farklı idi, o zamanlardaki denizcilik yönetmeliğinin eksiklerinden dolayı, Kaptan Lord’un kafası karıştı ve bu roketlerin acil durum roketi olup olmadığını bilemedi. Kaptan Lord ekibine izlemeye devam etmelerini ve diğer vapurlara Mors lambası ile sinyal göndermelerini emir etti ve tekrar yatağına çekildi. Saat 01:50’de üç roket daha görüldü ve Stone geminin suyun içinde enteresan göründüğünü not etti. Saat 02:15’de geminin artık görünmediği konusunda Kaptan Lord tekrar bilgilendirildi. Lord ışıkların herhangi bir renginin olup olmadığını tekrar sordu, cevaben hepsinin beyaz olduğu bilgisini aldı. Birinci subay George Stewart saat 05:30’da telsiz operatörü Cyril Evans’i uyandırdı ve gece boyunca roketlerin görüldüğü konusunda onu bilgilendirdi ve bulabileceği gemiler ile iletişim kurmasını istedi. Frankfurt gemisi Titanic telsiz operatörünün kayıp olduğu bilgisini verdi, bu bilgi hemen Lord’a aktarıldı ve Californian yardım için harekete geçti. Soruşturmalarda tespit edilen ise Californian Titanic’e olan uzaklığı 31 km civarındaydı. Kaptan Lord roketleri gördükten sonra telsiz operatörünü kaldırabilir ve yardım için hemen harekete geçebilirdi bu sayede yaşanan kayıplar daha az olabilirdi.

Saat 02:00 – Dondurucu Okyanus Suyu İleri Bot Güvertesine Ulaşıyor

Felaketin ilk anlarında yolcular sıcak odalarını bırakmak konusunda oldukça isteksiz davranmıştır ve Titanic’i daha güvenli bulmuştur. Bunun nedenleri ile ilgili yapılan araştırmalarda ortaya çıkan gerçek ise gelen felaketin boyutunun yolcular tarafından çok iyi anlaşılamamasıdır. Gemi mürettebatının felaketin ilk anlarındaki tavırları da bu algıya önemli miktarda katkı sağlamıştır. Çarpışmanın hemen arkasından kazanın boyutları tam olarak bilinemediği ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğu için yolcular arasında panik havasına neden olabilecek ifadelerden kaçınılmıştır. Titanic araştırmacıları filikaların ilk başlarda mevcut kapasitesinin çok altında gitmesinin ana sebeplerinden birisini buna bağlamaktadır, araştırmacılar ikinci neden olarak ise filikaların sağlamlığı konusunda kafalarda oluşan şüphelerin olduğunu ifade etmişlerdir. Filikaların tam olarak doldurulması halinde batabileceği düşünülmüş, hatta birçok yolcunun gemiden atlayıp filikalara binebileceği tahmin edilmiştir. Kaptan Smith aynı zamanda filikaların yarı doldurulup gonderilmesini de istemiştir, bu sayede filikalar hemen geri dönüp su üzerinde kalanları kurtarabilecekti. Bir numaralı filika 40 kişi taşıyabiliyordu, ancak Titanic’den 12 kişi ile birlikte ayrıldı. Çıkarılan bir dedikoduya göre Sir Cosmo ve Lady Duff Gordon iki tayfa ve beş ateşçiye rüşvet verdiği kendileri ile birlikte üç tane de arkadaşını gemiden çıkartmasını istediği iddia edilmiştir. Ancak bu söylentinin daha sonra yanlış olduğu ispatlanmıştır. White Star Line’ın yönetici direktörlerinden J.Bruce Ismay portatif filika C ile gemiden ayrılmış hem American hem de İngiliz soruşturmalarında bundan dolayı eleştirilmiştir. Diğer yolculardan peder Thomas Byles ve Margaret Brown filikaların içindeki kadınlara ve çocuklara yardım etmişlerdir. Brown son olarak filikaya binmesi konusunda zorlanmış ve kurtulmuştur ancak Byles kurtulamamıştır. Zaman geçtikçe geminin okyanusa doğru eğiminin artması ile birlikte insanlardaki endişe de artmaya başlamıştı ,bazı filikalar daha fazla yolcu ile ayrılmaya başlamıştı. Filikaları doldururken kadınlar ve çocuklar ilk olarak filikalara alınıyordu, bu emir Kaptan Smith tarafından verilmişti. İlk başta düşünülen kadınlar ve çocuklar doldurulacak yer kalırsa erkekler de alınacaktı. Maalesef bazı heyecanlı subaylar erkeklerin filikalara binmesini engellemişti, hatta erkekler için yer olmasına rağmen, silah bile kullanmaktan çekinmemişlerdir. Çok sık olarak anılan bir slogan ise birinci sınıftaki erkeklerin yaşam oranının üçüncü sınıftaki kadınlardan fazla olduğudur. Bu asla doğru değildir. Resmi kayıtlara göre kurtarılan üçüncü sınıf kadınların oranı birinci sınıf erkeklere göre sayıca çok üstündür. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek ise üçüncü sınıftaki kadınların yarısından fazlası donmuş, birinci ve ikinci sınıftaki kadınların neredeyse tamamı kurtarılmıştır. Saat 02:05’de dondurucu okyanus suyu köprü altındaki trabzanlara ulaşmıştı, taşınabilir A ve B filikaları da dahil olmak üzere bütün filikalar indirilmişti. Taşınabilir D filikası ise mataforalardan indirilen son filikaydı, tüm filikalar içinde toplamdaki boş alan sayısı 466 olarak hesaplanmaktadır.

Saat 02:05 – Pervaneler Ortaya Çıkıyor

Okyanus suyu ilerledikçe Titanic’in bronz pervaneleri de su yüzünden yukarı doğru yükselmeye başlamıştı, okyanus suyu ileri bot güvertesini yavaş yavaş dolduruyordu. Kaptan Smith, Harold Bride ve Jack Phillips’i görevlerinden azil etmiştir. Bundan sonra Bride bitişiğindeki yatakhaneden yedek parasını almaya gitmiş, ancak Phillips çalışmaya devam etmiştir. Bride döndüğünde, bir ateşçinin yavaşça ve gizlice Philips’in can yeleğini çalmaya çalıştığını fark etmiş ve ateşçiyi yakalamıştır. Tam o anda üçü de küçük odada boğuşmaya başlamıştır, boğuşma esnasında Bride ateşçiyi belinden yakalamış Phillips de ateşçiye yumruk atmıştır. Her ikisi de o anda suyun odaya girdiğini görüp şapkalarını alıp çıkmışlardır. Bride taşınabilir B filikasına yardım etmiş, Phillips ise kurtulma ümidi ile geminin arkasına doğru koşmuş ve gözden kaybolmuştur. Tam o sırada Atlantic’in buzlu sularının ulaştığı sağ güvertenin açığında ise iki filika yüzmekteydi. Taşınabilir filika B yukarıdan aşağıya inmiş ve A filikasının yarısı su ile dolmuştu. Kaptan Smith köprüde her zamanki pozisyonunda dikilmekteydi, gemi batarken kaptan ya dümenci odasında sıkışıp kalmıştı ya da buzlu suların arasında yok olmuştu, bu konuda tam bir kesinlik ortaya konulamamıştır, genel kabul köprüde hayatını kayıp ettiği yönündedir. Su ilerledikçe verdiği ilk önemli hasarlardan biri ilk bacanın devrilmesidir, baca devrilmesi ile birlikte sancak tarafında kalan köprü kanatlarını parçalamış ve su üzerinde bulunan birçok insanın ölümüne neden olmuştur, bunların arasında zengin ve meşhurlardan Charles Williams, Hugh McElroy ve muhtemelen John Jacob Astor IV ‘de vardı. Güvertede bulunan insanlar geminin arkasına doğru bağırıyorlardı veya bir umutla filikalara ulaşabilmek için suya atlıyorlardı, içeride ise durum daha vahimdi su camları kırmaya başlamış ve birinci sınıf merdivenleri yutmuştu. Peder Byles bu son kritik anlarda çevresindeki insanlar ile birlikte dua okumaktaydı,tam o esnada bronz pervaneler tamamen ortaya çıkmış ve gemi baş aşağı eğilmişti.

Bu arada ikinci baca da yere yuvarlanmış, elektrik sistemi de iflas etmiş ve ışıklar tamamen kapanıp gemi tamamen karanlığa bürünmüştü. Kısa bir süre sonra Titanic’in gövdesinin üzerindeki stres artmış ve son iki baca arasından ikiye bölünmüştür. Bölünmeden sonra baş taraf tamamen suyun altına gitmiş, geminin arka tarafı ise tek başına bir süre kaldıktan sonra yatay olarak saat 02:20 civarlarında okyanusun karanlık sularının gömülmüştür.

Gemi tamamen battıktan sonra açıklardan bulunan 18 filikanın sadece 2 tanesi geri dönüp insanları kurtarmaya çalışmıştır. Bunlardan biri olan 4 numaralı filika batış yerine oldukça yakın idi ve bu sayede suda bulunan dört kişiyi daha kurtarmıştır, kurtarılanlardan ikisi daha sonra ölmüştür. Aşağı yukarı bir saat sonra 14 numaralı filika enkaz alanına tekrar geri gitmiş ve dondurucu su üzerinde bulunan dört kişiyi daha kurtarmıştır. Geride kalan diğer filikaların da bir müddet sonra kurtarma işlemine katıldığına dair ifadeler de bulunmaktadır, ayrıca su üzerinden kalan insanların can havli ile filikalara doğru yüzerek tırmandığı ve filika üzerindeki insanların ise filikanın batmasını engellemek için su üzerindeki kurbanlar ile mücadele ettiği de kayıtlarda yer almaktadır. Batışın hemen sonra gemi derinlere doğru süzülüyordu ancak iki kısım birbirinden çok farklı idi. Arka taraf yüzeyden 609 m yükseklikte süzülmekteydi ve bir şekilde yavaşlayıp yavaşça iniş yaptı.Baş taraf ise okyanus suyuna şiddetli bir şekilde dalmış içeride sıkışmış hava büyük bir patlamaya neden olarak gövde üzerinde büyük bir yırtığa neden olmuş ve zemine oturmuştur

Titanik Laneti

Titanik’in sulara gömülmesi hakkındaki “lanetli” söylentilerini de beraberinde getirdi. Basın “Titanik Laneti” olayını hemen White Star Line‘ın gemilerini vaftiz etmemeleriyle ilişkilendirdi.

En çok tartışılanlardan biri ise geminin inşa edildiği şehir olan Kuzey İrlanda‘da ki Belfast‘ın tarikatçı bir şehir olmasıydı. Buna işaret olarak, gemiye verilen “390904” numarasının suya yansımasında ki tersten okunuşunda “No Pope” (Papa Yok) ifadesi gösteriliyordu. Çünkü bu aşırı Protestan tarikatçıların Romalı Katoliklere saldırmak ve onları provake etmek için kullandıkları bir slogandı.

Tabii ki bu hikâye yalnızca bir şehir efsanesiydi. Aslında RMS Olympic ve Titanik’e yarda numarası olarak 400 ve 401 verilmişti. Hikayenin kaynağı büyük olasılıkla geminin kömürlüğündeki anti-katolik olan kömürcüler olarak tahmin ediliyor. Bu numarayı da gemide çalışmaya başladıklarında kendilerinin uydurduğu varsayılıyor.

Titanic Orkestrası

Titanic’in batışı esnasındaki etkileyici ve ünlü hikâyelerden biriside Titanic orkestrasına aittir. Wallace Hartley tarafından yönetilen sekiz üyeli orkestra, yolcuları sakinleştirmek ve daha iyimser tutabilmek için geminin birinci sınıf bölümünde toplanmıştı. Orkestra daha sonra ilerideki bot güvertesine geçti ve gemi tamamen batarken bile müzik çalmaya devam etti. Gemi battıktan sonra tüm orkestra üyeleri hayatlarını kaybetmiştir. Orkestranın son çaldığı şarkının ne olduğu hususunda çok fazla spekülasyon ortaya çıkmıştır. Kanadalı Bayan Vera Dick, orkestra tarafından çalınan son şarkının “Nearer, my God, to thee” oldugunu iddia etmiştir. Ancak Walter Lord’un “A Night to Remember” isimli kitabında yazdığına göre ise Harold Bride gemi batmadan önce çalan şarkının “Autumn” veya “Songe d’Automne” olduğunu iddia etmiştir. Bride aynı zamanda geminin batışı esnasında orkestraya en yakın kişi olduğunu da iddia etmiştir. Güvenilir bir takım kaynaklara göre Bayan Dick geminin batışından 1 saat 20 dakika önce gemiden filika ile ayrılmıştır, bu nedenle son şarkıyı duyması çok mümkün değildir.

Geminin Teknik Özellikleri: (Uluslar arası denizcilik deyimlerini bozmamak için orijinal lisanında yayınlıyorum)

 

  • Gross Tonnage – 46,239 tons
  • Dimensions – 259.83 x 28.19m (852.5 x 92.5ft)
  • Number of funnels – 4
  • Number of masts – 2
  • Construction – Steel
  • Propulsion – Triple screw
  • Engines – Eight-cylindered triple expansion engines and steam turbines
  • Service speed – 21 knots
  • Builder – Harland & Wolff, Belfast
  • Launch date – 31 May 1911

Passenger accommodation – 1,034 1st class, 510 2nd class, 1,022 3rd class

Kaynaklar: Wikipedia ve Ocean Liners