Ticaret acımasız bir sanattır. Bazen Bodrum’daki gibi ikibuçuk ay içine sıkışır, günde 20 saat çalışmak gerekir, bazen sezonun ortasına gelen bir sağnak yağmurla işler bıçak gibi kesilir, bazen de çok çalışıp para kazandığını zannederken sonunda bir bakarsın ki zaman boşuna geçmiş, geride bir şey kalmamış, akıntıya kürek çekmişsin, olduğun yerde sayıyorsun.

İşte böyle zamanlarda insan bazen kendi kendine kızıyor ve etrafında çok kazanırmış gibi davrananlara bakıp “neden ben” diye soruyor. Sanki etraftaki herkes çok kazanıyor, bir tek ben kazanamıyorum gibi oluyor. Eskiler boşuna hep “elindekiyle yetin, sahip olduklarına şükret, etrafındaki kibirli insanlara kanma” dememişler.

Yıllardır Bodrum’a yazın gelip de buradaki kalabalığa kanıp iş yeri açmaya heveslenenleri izlerim. Sanırlar ki iki ayda bir yıllık para kazanılıyor, sanırlar ki ne koyarsan bu kalabalıkta satarsın, sanırlar ki Bodrum’da bir yer edin, sırtın yere gelmez. Onlara bir de kışın buralarda bir tur atmalarını öneririm. Boşalan dükkanlar, başıboş köpek sürülerinin dolaştığı ıssız çarşı yeri, boş evler ve kendi kendine kalmış misafircilik oynayan Bodrum’luları gözlemlemelerini tavsiye ederim. O zaman belki de madalyonun bir de öteki tarafının olduğunu fark edebilirler. Çok kazanırmış gibi gözükenlerin de kim bilir ne problemlerle savaştıklarını dışarıdan bakarak anlamak zordur.

Her ne durumda olursa olsun hiçbir zaman “neden ben” dememeli diye düşünüyorum. Geçenlerde internette dolaşan anektod da bunu çok güzel anlatıyor:

Wimbledon Tenis Turnuvasının ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS’den ölüm döşeğindeydi…
 
Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Bunlardan bir tanesi soruyordu: Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?


Arthur Ashe cevap verdi: Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir. 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır.
İşte ben bütün buralardan geçtim ve sonunda elimde Şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım.

Şimdi sancı çekerken, Tanrı’ya nasıl ‘Niye ben’ derim?

Bu yazı 26 Temmuz 2010 tarihinde yayımlanan Bodrum Gündem gazetesinde yer almıştır.

www.bodrumgundem.com

Reklamlar