Geçen hafta 60. doğum günümü kutlarken kendimi koyun gibi hissettim.

Askerliğimin ilk günlerinde yaz güneşinin altında İzmir Narlıdere’nin eğitim alanında yerde sürünmeye çalışırken yanımdaki arkadaşım “kendimi çok rahat hissediyorum” demişti. “Zavallının sıcak başına vurdu” diye bakarken “çünkü” diye devam etti, “şu anda askerliğimi yapıyorum diye kimse eve ekmek götürüyor musun, şantiyede işler yürüyor mu diye sormuyor, meğer ne büyük yükmüş, kendimi çok hafiflemiş hissediyorum, bütün gün yerde sürün deseler sürünürüm” demişti. Gerçi bu safiyane düşüncesi yüzünden kendisini cezalandırıp, komutan ne zaman bir gönüllü istese sonunda pes edip “ben evimi özledim” diye itiraf edinceye kadar onu öne sürmüştük ama bir yerde haklıydı. İnsan ara sıra bir yolunu bulup günlük hayatın insanı ezen sorumluluklarından sıyrılabilse ne iyi olurdu.

Şimdi 60 yaşına basmanın verdiği duygularla geçmişe baktığımda omuzlarımdaki yükü daha çok hissediyor ve kendimi bir çok şey için suçluyorum. Bu memleketi kurtarmam beklenmese de insanın içinde yaşadığımız akıl almaz derecede basit idari hatalardan kendini suçlu hissetmemesi mümkün değil. Neticede oy veren ve bu memleketi idare etmesi için birilerini seçen veya seçmeyen kişilerden biriyim ve hayal kırıklığına uğramanın ağırlığını taşımak zorundayım. İşin en kötü tarafı da yıllarca savunduğum ideallerimin toplumsal değerinin yavaş yavaş kaybolduğunu ve yerini materyalizme bıraktığını görmek.

Ancak çevreme baktığımda herkesin benim gibi endişeli olmadığını görüyorum. Belki de fazla düşünmeden önüne ne konursa onunla idare etmek daha kolay oluyor. Karşı koymaya çalışsam bile bazen koyun sürüsü gibi güdülen bir toplumun içinde yaşadığımı düşünüyorum.

Bu memlekette en iyi iş galiba çoban olmak. Bunun bir eğitimi var mı acaba. Bir yerden “Hızlandırılmış Çobanlık Eğitimi” alıp bir de sertifika uydursam iyi iş yaparım her halde. Kaval çalmak o kadar zor olmasa gerek!

Aslında eğitimle vakit kaybetmeden kolay yolu seçmeli ve bir master çoban bulup yanına özel kalem müdürü olarak girmeye bakmalıyım. Bir de fötr şapka edinirim. O zaman benim de birkaç koyunum olur, kırp yünlerini, kazak yap sat, oh hemen milyotroner ol… Kolay parayı görünce keyfim düzeldi. Bakarsın bir “Özel Çoban Yetiştirme Dershanesi” bile açarım.

Yarın sabah kahvaltıda çocuklarıma dünyada bütün bu olup bitenlerden benim sorumlu olmadığımı anlatacağım. Askerde yanımda sürünen çocuğa baktığım gibi bakacaklardır bana ama kime ne, ben artık çoban olmaya karar verdim. Dünya ne güzel…

60 yılın sonunda kurabildiğim hayale bak? 

Bu yazı 30 Mayıs 2010 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar