Geçen hafta tesadüfen bir konuşmaya kulak misafiri oldum. 

Yanımdaki masada oturan liseli gençlerden biri Gümbette ne kadar çok yer yıkıldığından bahsetti . “Kocadon gelir gelmez hepsini yerle bir etti” diye övündü.  Kızlardan biri de bu güne kadar ne kadar çok kişinin haksız kazanç elde ettiğini, kaçak yer işlettiğini ve nasıl olup da kimsenin dokunamadığını şikayet etti. Başka bir kız “ama şimdi dükkanları yıkıldı, cezalarını gördüler” deyince oğlanlar bir ağızdan güldüler. “Bu güne kadar götürdükleri kaçak paralarla kim bilir kaç tane villa almışlardır, yanlarına kar kaldı” dediler. “İşte insanların düşündüklerinin basit açılımı” diye düşündüm. Önlerindeki örnekler buna zemin hazırlıyordu.

Üstüme vazife olmadığı halde oturduğum yerde yüzüm kızardı. Beni etkileyen biraz bu gençlere nasıl bir örnek dünya bıraktığımızdan, biraz da sade vatandaş geçimini zor sağlarken bu tiplerin nasıl olup da illegal yollardan zengin olduklarına karşı duyduğum haksızlık duygusuydu. 

Bundan önceki yöneticiler buna nasıl göz yummuşlardı? Bodrum talan edilirken neden görmezden gelmişlerdi? Para kazanmak bu kadar kolay mıydı? Şimdi her şeyi boş verip beyaz bir sayfa açmakla yetinmeli miydik?

Ülkemizin genel görüntüsünün Bodrumdaki küçük bir izdüşümünün düşündürdükleri beni boğmaya başlamıştı. Gençlerin kolay paranın nasıl kazanıldığı konusundaki alaylı konuşmalarına, hayata dair hafif bakışlarını anlatmalarına dayanamayıp kalktım.

Sayın Mehmet Başkanım, lütfen bu oluşumların Bodrumda bir daha hortlamasına izin vermeyin. Haksız rekabetin, haksız kazancın sonu yok… Gelecek kuşaklara yüzümüz kızarmadan bunları nasıl anlatacağız?

Bu yazı 17 Mayıs 2010 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar