Başlığa bakıp hemen siyasi mesajlar düşünmeyin, olaya ekonomi objektifinden bakıyorum.

Almanya’daki antrenörlük senelerimin sonuna doğru (80’li yılların ilk yarısında) Türkiye ihracat patlamasına hazırlanıyordu. Galatasaray’daki arkadaşlarımın ısrarları üzerine ticaret hayatına atıldım. O güne kadar hep inşaat mühendisi ve kürek antrenörü olarak çalıştığım için açıkçası tanımadığım bir dünya olan ticaret hayatından biraz çekiniyordum.

Hazır giyim konusunda Mudo ve Penyelüks firmalarındaki arkadaşlarımın teşviki ile Frankfurt’ta ilk firmamı kurma hazırlıklarına başladım, böylece üç yıldır yaşamakta olduğum kültür şoklarına yenileri eklendi.

Birincisi şirket kurmak için gerekli evrakları bir avukata vermenizle iş başlıyor ve size verilen gün yapılan on beş dakikalık bir toplantıda şirket kuruluşu bitiyordu. Orada noter avukatın kendisiydi ve sadece bir adet evrak imzalanıyordu.

Avukatım yabancıların Almanya’da şirket kurmasına alışık biri olduğu için bana şirket kurmak için gerekli olan sermayenin bankaya yatırılıp sonra da herhangi bir şekilde keyfi olarak çekilemeyeceğini öğretmişti. Her şey belgeli, makbuzlu ve fatura karşılığı olmalıydı, aksi takdirde maliye iki gün sonra kapımızı çalabilirdi. Yani sermaye gerçek anlamda öz sermaye olmalıydı, borç para değil.

Şirket kurmadan önce avukatın beni yönlendirdiği başka kurumlar vardı. Bunlardan birincisi mağazayı açacağım bölgenin belediyesiydi. Orada bana hangi caddede hangi büyüklükte bir mağaza açabileceğim anlatıldı. İstediğin her boş yerde istediğin sektörde bir dükkan açamıyordun. Daha sonra o yöredeki Ticaret Odasına gitmem gerektiği belirtildi.

Ticaret Odası bana o sektörde çevrede hangi işletmelerin olduğu, rekabetin seviyesi, ıthal ve yerli malların oranı ve fiyat skalalarının açıklandığı bilgiler verildi. Benim açmak istediğim sektörde tecrübe sahibi olmadığımı anladıklarında kesinlikle konusunda tecrübeli bir müdür tutmam gerektiği, yoksa çalışma izni vermeyeceklerini söylediler. Ayrıca o şirketin sahip olması gereken minimum ödenmiş sermaye ve çalıştırılması gereken eğitimli personel sayısı da şart koşuldu.

Bana gösterilen mevkilerde kiralar Ticaret Odası ve Belediye ile beraber çalışan Maliyenin kontrolundaydı. Kimse aklına estiği gibi uçuk bir kira talebinde bulunamıyordu. Dükkanın bu sebeple boş durması mal sahibine daha pahalıya mal olmaktaydı.

Sıkı bir şekilde kontrol edildiği söylenen bir başka bir konu da satışa arz edeceğim ürünlerin fiyatları hakkındaydı. İstediğim zaman indirim yapamayacak, sadece Ticaret Odasının ön gördüğü dönemlerde indirimli satış yapabilecek, sadece özel izinle kampanya yapabilecek ve stok tüketimi gibi indirimli bir satışı ancak mağazayı kapatacaksam yapabilecektim. Yani o bölgeye gidip benden öncekilerden daha ucuz mal satarak onların kazancını baltalamamı istemiyorlardı. “Rekabeti Koruma” ve “Tüketiciyi Koruma” kanunları hakkında bir el kitapçığı verip dikkatle incelememi önerdiler.

Gerçekten de söylenen her şeyi harfi harfine yaparak şirketi kurdum ve çok çalışarak kısa sürede piyasada kendime bir yer edindim.

Devletin bütün bu karşılıksız yardımlarını tek bir amacı vardı. Benim kuracağım şirketin başarılı olması ve çok kazanıp kısa sürede kendisine vergi verebilecek seviyeye gelmem. Şirketin sadece ilk senesinde zarar etmesine izin veriyor, sonrasında işine karışarak “ya kapat ya da dediklerimiz yap” gibi bir davranışla firmayı adeta zorla kazanmaya itiyorlardı.

Şimdi yaz sezonu başlıyor. Bodrum’a bir çok yatırımcı para kazanma hayaliyle gelerek işletmeler açmaya çalışıyorlar. Uçuk kiralara rağmen hayallerindeki gibi “bir sezonda zengin olmayı” düşünen bir çok hayalperest gene milyarlarca lira kaybedecekler.

Keşke Belediye – Ticaret Odası – Maliye üçgeni burada da Almanya’daki gibi bir koordinasyon içinde yatırımcıya yol gösterebilse. Batan firmaların devlete faydası olmadığı gibi çevresindeki iyi niyetli insanlara verdiği zarar çok büyük olmakta.  Bodrum bunu bir korku filmi gibi her sene yaşamakta, müdahale etmek ve çözümler düşünmek gerekiyor.

İşte sosyal devlet özlemim bundan ibarettir. İlgilenenlere duyurulur.

Bu yazı 25 Nisan 2010 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar