Bildiğiniz gibi geçen hafta Gümbet Binnaz Karakaya Spor Salonunda çok renkli ve çekişmeli günler yaşandı….

Bayanlar Bölgesel Basketbol Ligi Final karşılaşmalarında birbiriyle büyük bir hırsla mücadele eden gençlerin ortaya koyduğu heyecan seyircilere güzel anlar yaşattı. Neticede Bodrumspor takımı mutlu sona ulaşan taraf oldu. 2-7 Mart tarihlerinde Kütahya’da yapılacak olan Yükselme Gurubu karşılaşmalarında kendilerine başarılar diliyorum. Kim bilir, belki de takımımızı gelecek yıl birinci ligde mücadele ederken görürüz. Yeşil beyazlı ekibin oraya çok yakışacağını düşünüyorum.Benim üstünde durmak istediğim konu kaybeden bir takımın antrenörünün takındığı tavır ve rahatsız edici konuşmaları oldu. Antrenör kaybetmenin verdiği sinirle organizasyonu suçlayıcı ve itham edici ifadelerle şuur altından gelen bir dürtüyle kendini temize çıkartmaya çalışıyordu. Aslında dikkat edilmesi gereken konu o maçın istatistiksel rakamlarıydı. Kaybeden takımın sporcuları rakip potaya 64 şut atmışlar ve sadece 20’sini sayı yapabilmişlerdi. Sporla hiç ilgisi olmayan biri bile “onlardan beş tanesini daha atabilselerdi hakemlerle ve federasyonla uğraşmazdı” diye düşüneceğinden eminim. Ayrıca Federasyon Bodrum’u kayırmaya çalışsa bile aynı takım Adana ekibine de yenilmişti. Ben o kulübün idarecisi olsam antrenörümün yaptıklarından dolayı utanırdım.

Bu tür tavır ve konuşmalara her hafta televizyonlardan seyrettiğimiz futbol karşılaşmalarında da şahit oluyoruz. Artık hakemleri suçlamadan biten bir maç göremez olduk. Sporu “ölümüne” oynamak tehlikeli bir psikoloji yaratıyor. Eğlence ve sportmenlikten çıkan karşılaşmalarda top taca bile çıksa herkes el kaldırıp topun kendisinde olduğunu iddia ediyor. Yabancı maçları seyredenler farkındadırlar, bu tip aldatmacaya yönelik hareketler batı dünyasında ne seyirciler ne de sporcular tarafından rağbet görmez. Orada on beş yıl yaşadım. Futbol ve basketbolun dışında buz hokeyi, sutopu, hentbol gibi bedensel mücadelenin ön planda olduğu birçok müsabaka seyrettim. Hiç birinde hakemlere bizdeki gibi küfür edildiğini görmedim. Yanlış kararlar verildiği oldu ama edilen küfürler çok basit ve şahsiyetlerine veya ailelerine hakaret eder tipte değildi.

Yıllarca yaptığım aktif yarışçılık hayatımda kaybetmeyi hazmetmenin bir olgunluk derecesi olduğunu öğrendim. Belki ben şanslıydım, antrenörlerim ve benden büyük yaştaki takım arkadaşlarım çok olgun ve tecrübeliydiler. Ama bu günün gençliği ne yazık ki çizgiyi aşmış durumda.

Bodrumdaki basket maçlarından birinden sonra hakem odasını kapısını tekmeleyen sporcunun hırsını ve yaşadığı psikolojik travmayı da üzülerek değerlendirmemiz gerekiyor. O sporcu hakkının yendiğini ileri sürerken bu şekilde hakkını geri alabileceğini mi düşünüyordu acaba? 

Spor kulüplerinin başındaki idarecilerin görevi onların sandığından daha büyük. Hem antrenörlerinin, hem de sporcularının kaybetmeyi kabul etmeden son saniyeye kadar dişini tırnağına takıp mücadele etmesini sağlamalılar ama maç bittikten sonra da neticeyi kabullenerek bükemediği eli öpmesini onlara öğretmeleri gerekiyor.

Reklamlar