Özellikle Dünya Bankası’nın Milenyum Kalkınma Hedeflerine (Millennium Development Goals) ulaşmak için gelişmiş ülkeler dünyada yoksulluğu yenmeye dönük olarak aldıkları kararlar sonucu, yoksul ülkelere yardım etmeye başlamışlardı. Ancak kısa süre sonra verilere bakarak bunun aslında nasıl aldatmacalı ve göstermelik bir hareket olduğu ortaya çıkmıştı. 2003 yılında dünyada gelişmiş ülkelerin bu amaç için resmi kurumlar aracılığı ile yaptıkları yardımların tutarı 69 milyar dolar iken aynı yıl bu ülkelerin askeri harcamalara ayırdıkları tutar ise 642 milyar dolar düzeyinde olmuştur.

Bu iki veri dünyanın gelişmiş ülkelerinin yoksulluk konusundaki çabalarının önemli düzeyde yetersizlikler içerdiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Gelişmiş olan ülkelerde kişi başına gelir ortalama olarak 20 bin dolar›n üzerinde yer almaktadır. Diğer bir ifadeyle, gelişmiş olan ülkeler yüksek geliri nispeten daha eşit bir şekilde paylaşmaya yakın bulunmaktadırlar. Buna karşın gelişmişlik düzeyi azaldıkça gelir dağılımı da giderek bozulma yönünde gelişme göstermektedir. Burada “gelişmişlik düzeyi” kavramının tanımını iyi yapmak gerekmektedir.

Türkiye kategorisindeki ülkelerle karşılaştırıldığında gelir dağılımının oldukça eşitsiz bir görüntüye sahip olduğu görülmektedir. Türkiye’de gelir dağılımının böyle eşitlikten oldukça uzak olmasının hiç şüphesiz önemli nedenleri bulunmaktadır.

Bu sebeplerin ayrıntılı olarak analiz edilmesinde yarar bulunmaktadır.

Yoksulluğu sadece temel tüketim için gerekli olan malları elde edememek olarak tanımlamak oldukça yetersizdir. Bu nedenle yoksulluğu ifade etmek üzere çeşitli ölçütler geliştirilmiştir. Günümüzde yoksul olmak yalnızca gıda mahrumiyeti anlamına gelmemekte, aynı zamanda diğer çok sayıda olanaktan mahrum olmakta derin bir yoksulluk algısına, psikolojisine yol açmaktadır.

Bu algının yenilmesi gıda yoksulluğunun yenilmesinden çok daha güç olmaktadır. Bu bağlamda gıda ve gıda dışı yoksulluk kriteri esas alındığında Türkiye’de yoksulluk sorunun oldukça önemli bir sorun olduğu anlaşılır.

Bu kritere göre ülkemizde yaşayan fertlerden her üç kişiden biri yoksul sıfatını hak etmektedir. Bu manzaranın oldukça kaygı verici olduğu açıktır.

Yoksulluk oranı ülke genelinde %14,74 iken, kırsalda bu oran hızla artmakta ve yaklaşık olarak %20’lere ulaşmaktadır. Tarım kesimine dönük yapılan desteklerin azaltılması, kırsaldaki yoksulluğun hızla artışında önemli rol oynamaktadır. Aslında ülkemizde

kırsal yoksulluğun sürekli bir sorun olmasını belirleyen temel faktör, tarımsal faaliyetlerle geçinmek zorunda olan nüfusun yaklaşık olarak %30 gibi oldukça yüksek düzeylerde olmasıdır.

Diğer önemli bir sorun ise işsizliğin sürekli olarak yıllardır yüksek düzeyde bulunuyor olmasıdır. Bunun yarattığı kırgınlık ve kötümser arabesk kültür giderek ülkeyi etkisi altına almaktadır.

Yoksulların çalışma, iş sahibi olma durumlarına bakıldığında kırsal kesimdeki işsizlerin %62,6’sının yoksul olduğu görülmektedir. Kentsel bölgelerde bu oran %23 düzeyinde görülmektedir. Yine işsizliğe en yakın istihdam seçenek yevmiyeli çalışmaktır. Yevmiyeli çalışanların hem kentsel hem de kırsal kesimlerde %45’i yoksulluk sınırının altında gelire sahip bulunmaktadır. Kırsalda daha fazla görülen ücretsiz aile işçilerinin her üç kişisinden biri yoksul durumdadır.

Bütün bu tahlillerden elde edilen karamsar manzarayı daha da kötü kılan unsur, 15 yaşın altında olan bireylerin kırsalda %41,1’i ve kentsel kesimlerde ise %30,6’sının yoksulluk sınırının altında bulunuyor olmasıdır.

Türkiye’de yoksulluk düzeyini belirleyen önemli faktörlerden biri de hane halkı büyüklüğüdür. İstatistiklere göre hane halkı sayısı 4 ve daha az olan hanelerin ancak %16,7’si yoksul iken hane halkı sayısı 7 ve üzerinde olan ailelerin neredeyse yarısı (% 47,4’ü) yoksulluk sınırının altında bulunmaktadır.

Yoksulluğun görülme sıklığını belirleyen diğer önemli bir faktör ise eğitim düzeyidir. Türkiye genelinde okur-yazar olmayanların %41,1’i yoksulluk sınırının altında bulunurken, lise ve dengi bir eğitim kurumundan mezun olanlarda yoksul olanların oranı ise %9,8 düzeyine düşmektedir. Üniversite mezunu olanlar arasında ancak %1,6’sı yoksulluk sınırının altında bulunmaktadır. Bu açıdan ele alındığında yoksulluğu kalıcı olarak yenmenin veya en azından sınırlandırmanın en etkili araçlarından biri hiç şüphesiz eğitim alt yapısının daha da etkin ve güçlendirilmiş bir hale getirilmesidir

Ortalama bir ABD vatandaşı 17 yıl eğitim alırken, ülkemizde bu oran halen 6 yıl civarındadır. 1950-2000 arasında ABD’nin ekonomik büyümesinin yarısından fazlasının “verimlilikten”, bir başka ifadeyle “nitelikli emekten” kaynaklandığı dikkate alındığında hem ekonomik büyümenin hem de yoksulluğu kalıcı olarak yenmenin en etkin aracın eğitim olduğu açıkça görülecektir.

Kadın veya erkek olsun eğitim düzeyi yüksek olan çalışanların sayısının ve niteliğinin artırılması, yeni teknolojiler üreten ülkelerle bunları uygulayan ülkeler arasındaki gelir ve teknoloji farklılığını azaltacaktır. Kadınların eğitim seviyesinin yükseltilmesi, hem mikro ve hem de makro ekonomik açıdan erkeklere göre daha fazla avantajlar sağlamaktadır. Eğitimde cinsiyet açığının kapatılması, gelişmekte olan ülkelerin kaynaklarını daha verimli kullanmalarını sağlayacaktır. İyi eğitilmiş bir nüfus, iktisadi gelişmenin önemli kaynaklarından biri olmakla birlikte, ayrıca diğer kaynakların etkin kullanımını sağlayacak bir unsurdur.

Dolayısıyla bu durum yoksulluk sorununun sadece günümüz için değil gelecek

için de önemli bir sorun olacağını göstermekte ve bu konuda önemli adımların atılmasının gerekliliğine işaret etmektedir.

Buradan çıkan sonuç bizi küresel gelir eşitsizliğinin halen dünyamızın önemli bir sorunu olduğu sonucuna götürmektedir. Günümüzün bir olgusu olan küreselleşmenin bu sorunu çözebilmesi için bir dizi tedbir uygulamasına geçmesi gerekmektedir.

Bu güne kadar yapılmış olan yoksul bölgelere seçim önceleri özel transfer ödemeleri, göstermelik ve politik şov amaçlı yardım kampanyaları, özel eğitim kampanyaları vb. faaliyetler yoksulluğu kalıcı olarak yenmekten daha çok, yoksulluğun yerleşmesine katkıda bulunmaktadır. Bu yardım görüntüsündeki şovlar uzun vadede halkı daha da güvensiz ve karamsar bir havaya sokmaktadır.

Bütün bunların yerine daha doğru bir strateji ile bu tür yöreler ile merkez arasındaki iletişimi canlı tutmak, güvenliği sağlamak, yatırım ruhunu desteklemek ve yatırımcılara çok avantajlı özel haklar tanımak gibi radikal destekler gereklidir. Yoksulluk kültürünün yerleşmesini engelleyecek yöntemler yaratılmalı, desteklenmeli ve çok geç olmadan uygulamaya geçilmelidir.

Bu makale 13 Aralık 2009 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar