80’li yıllarda Samsung firması Almanya’da fotoğraf makineleri pazarlamak üzere harekete geçmişti. İlk adım olarak ülkenin her tarafına yayılmış olan ucuz mağaza zinciri Aldi’nin kasalarının yanına asılan 5 Marklık

80’li yıllarda Samsung firması Almanya’da fotoğraf makineleri pazarlamak üzere harekete geçmişti. İlk adım olarak ülkenin her tarafına yayılmış olan ucuz mağaza zinciri Aldi’nin kasalarının yanına asılan 5 Marklık makinelerle piyasaya çıktılar. Amaçları halkı Samsung markasına alıştırıp sonra asıl önemli ürünlerini piyasaya çıkartmaktı.

Aradan kısa bir zaman geçince halk ucuz Kore malı Samsung fotoğraf makinelerini çok sevdi. Bunun üzerine firma “artık şimdi zamanı gelmiştir” diyerek Konika ve Minolta’ya rakip olan asıl pahalı makinelerini piyasaya sürdü. Sonuç tam bir hezimet olmuştu. Halk ucuz Kore mali Samsung’ alışmıştı. Aynı markanın pahalı ürününü alacağına kalitesi zaten belli olan diğer pahalı markaları tercih ettiler.

Bu hatalı pazarlama tekniği Samsung’a çok pahalı bir ders olmuştu. Bütün mallar Kore’ye geri gitti, başka bir isimle piyasaya girip o yılkı büyük Köln-Fotokino fuarında bütün Avrupa’dan mağaza ve satış noktalarını davet edip en üst kalitede ağırlayıp, ürünlerini baştan tanıtmaya ve piyasada pastadan pay kapmaya çalıştılar. Çok kuvvetli bir kurumsal destekleri olduğu ve arkada dev Samsung adı olduğu için sonunda başardılar ama ilk adımın hatalı olması onları çok uğraştırmış, piyasaya girişlerini senelerce duraklatmıştı.

Bizim konumuz Bodrum’un kalitesi ve pazarlanması olduğuna göre bu örneğin dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. 80 yıllarda Ankara ilimizin büyük düşünürleri (‘) Antalya’yı her şey dahil mantığı ile dış dünyaya bedavaya satarak “turistin ayağı alışsın, sonra fiyatları yükseltiriz” sanmışlardı.

Bu hatalı düşünce ne yazık ki Bodruma’da sıçradı. Binlerce yataklı büyük tesisleri iflastan kurtarma ihtimali olan bu sistem Bodrum’a sadece zarar verebilir. Buna bütün işletme sahiplerinin karşı koyması ve daha kaliteli turiste ulaşabilmenin adımlarını atması lazım.

Nedir bu adımlar?

* İlk olarak kendi içimizde kalitenin tanımını yapmalı ve bununla ilgili bir asgari müşterekte birleşmeliyiz. Turistten önce kendi yaşadığımız Bodrum’un kalitesini yükseltmeliyiz. Çöpüyle, suyuyla, enerji problemiyle daha emekleme devresindeki beldemizin kalitesini yükselmenin ilk adımını belediyeler atmalıdır.

* Daha sonra ikinci adım olarak esnafı, taksisi, minibüsü, otogarı, postanesi ile turistle yüzyüze gelen ön saftaki bütün elemanlar en azından temel eğitimlerden geçirilmeli ve “davranış biçimi”, “temel yabancı dil”, “temel iletişim teknikleri” konularında eğitilmelidirler.

* Üçüncü safhada turistik tesislerimiz gelmektedir. Onlar pazarlamadan çok daha önce tesislerini gelecek olan kaliteli turiste hitap edebilecek düzeyde renove etmeliler. Hazır olduklarında dördüncü safhaya yani tanıtım safhasına geliyoruz.

* Tanıtım için bütün tesislerin küçük bir katılımı ile kurulacak profesyonel tanıtım ofisleri, tanıtım materyali ve (gezmek için değil de) profesyonelce Bodrum’u pazarlamak için yapılacak fuar katılımlarına sıra gelecektir.

* Beşinci ve son olarak pazarlama faaliyetleri gelmektedir. Bu gün yapıldığı gibi tesislerin birbirinden kopuk olarak ve ilk dört adım atılmadan direk pazarlamaya çalışmaları boşunadır ve daha kötü sonuçlarla bitecektir. Alt yapısı düzgün, halkı ve esnafıyla daha kaliteli turisti hak eden bir Bodrum doğal olarak ödülünü alacaktır ama bu günkü Bodrum ne yazık ki buna layık görülmüyor.

Yukarıda saydığım aşamalar atlanmadan ve hakkıyla gerçekleştirilirse üç yıl gibi kısa bir sürede Bodrum’un seviye atlaması mümkün olabilir.

Bu Makale 1 Ağustos 2009 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar