İRONİ: KAVGA VAR MI KAVGA?

Mr. Bean

Hayatımızın büyük bir kısmında yaşadıklarımızı aslında ironi olarak görebiliriz. Aradan zaman geçince, sinirimiz yatışıp sakinleşince başımızdan geçenleri biraz da mizah gözüyle görebilsek belki günümüzü daha mutlu bir şekilde geçirebiliriz.

Lise arkadaşlarımla yıllar sonra buluştuğunuzda değişik mesleklere yönelmiş, yaptığı işte tecrübeli birer adam olduğumuzu fark etmiştik. Eski arkadaşlar bir araya gelince birbirimizin espri anlayışını ve şaka kaldırma toleransını da bildiğimizden çekinmeden yaşamla ilgili acımasız açıklamalar yapılmaya başlandı. Avukat olan arkadaş son zamanlarda işlerin kesat gittiğini, kimsenin başını derde sokmadığını söyleyince diş doktoru olan arkadaşım böyle bir sorunu olmadığını etrafın dişi ağrıyan insanlarla dolu olduğunu şaka yollu ortaya attı, rakip takımı tutan eski sıra arkadaşım yakındaki derbi maçında bizim takımın as futbolcunun sakat olmasına çok sevindiğini itiraf etti. Saf bir ironi.

Buna benzer başkalarının felaketlerine sevinme hissi insanoğlunun var olma tarihine eşittir sanırım. Erich Maria Remarque’ın yazdığı gibi cephede yaralanan arkadaşını sırtına alıp kendi saflarına taşımaya çalışan askerin kendisinin vurulmadığına sevindiği için vicdan azabı duyması aslında genlerimizde olan önlenemeyen bir gerçektir. Başkalarının başına gelen kazalara, can acıtıcı görüntülere insanlar nedense çok gülerler.

Ben de şahsen Rowan Atkinson’un (Mr. Bean) yoldan geçen güzel bir kıza bakarken elektrik direğine toslamasına her seferinde gülerim. O da bu standart espriyi direği son anda fark edip ama sonraki adımında çukura düşerek daha da acınası bir hale getirmiştir. Biz de bu zavallı görüntüye gülmeye devam ederiz.

Almanya’da bir gazeteci o yıl parlamentoda kabul edilen bütçede yer alan trafik cezası miktarına yorum yapmıştı. Gelecek yıl sürücülerin yapacakları hatalar için kesilecek olan cezalarla polislerin maaşının ödeneceğini yazan gazeteci ortaya şöyle bir soru atmıştı: “Ya sürücüler dikkatli davranır, ceza yemezlerse polislerin maaşını kim ödeyecek?” Alman gazeteleri konuyu “yılın ironisi” olarak yayınlamışlardı.

1978-79 yıllarında zamanın en büyük gazetelerinden birinde kürek sporu ile ilgili haberleri yazıyordum. Yazı işleri müdürü her yarıştan sonra ben telaşla teknik neticeleri ve ekipleri baskıya yetiştirmeye çalışırken “kavga var mı kavga?” diye sıkıştırıyordu. Zamanla ben de işin özünü kavramıştım. Galatasaraylı idarecilere gidip ağızlarından laf alıp “bu yarışta Fenerbahçe’yi silindir gibi ezeceğiz” diye bir manşet atıyor, ertesi hafta Fenerli idarecilere gidip onlara tuzak sorular sorup “ bu sene Galatasaray’ın kayıkhanesini kapattıracağız” diye haber yapıyordum. İnsanlar çok mutlu oluyorlardı. Ne ironi…

Ama en büyük ironi galiba şu cümlede saklı: etrafınızdaki bütün bu kötü niyetli (!) insanlar arasında bir kişi sizin gece huzur içinde yatıp sabaha kadar deliksiz bir uyku uyumanızı canı gönülden ümit eder. O kişi evinizi soymaya hazırlanan hırsızdır.

 

 

Reklamlar