Ezeli Rekabet

beraber

 

Antrenör olarak Almanya’ya giderken ülkemdeki iki büyük kulübün, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin ezeli rekabeti içinde büyümüş, yarışmış bir sporcu olarak bu anlamda beni nelerin beklediğini bilmiyordum. İlk birkaç ay ortama alışmakla geçtikten sonra hayretle fark ettim ki oradaki ezeli rekabette bizim tanıdığımızdan çok farklı bir derinlik ve efendilik var. Antrenörü olduğum kulübün kuruluş tarihi 1869 idi. Ezeli kelimesinin gerçek anlamını orada öğrendim diyebilirim. Kurumlar sporcularına kulüplerinin geçmişini öğreterek işe başlıyorlardı. Bana da ilk verdikleri şey, kulübün 110 yıllık tarihini anlatan bir kitap olmuştu.

Tarihi yüz yılı aşkın rakip kulüplerle yaptığımız sert yarışlardan sonra ne kazanan ne de kaybeden tarafın tezahüratları ve sloganları arasında seksle bağlantılı bir kelime bulunmuyordu. Kutlamaların kalitesini bizimkilerle karşılaştırmak dahi istemiyorum. Rakip kulüplerin sporcuları ve idarecileri kol kola başarılı veya başarısız geçen ama spor adına başarılı olan bir yarış günün keyfini çıkartıyorlardı. Kazanan taraf kendi marş veya şarkılarını söylerken kendini yüceltiyor ama rakibi küçültmüyor ve hakaret etmiyordu.

Trafikte kaza yapınca tekme tokat birbirine girmeyip el sıkışan insanlardan başka ne beklersiniz ki? Fark ettiğim ilk görüntü yöneticilerin sürekli olarak gülümsemesi olmuştu. Hobileri olan bir spor dalında keyif duyarak kulübe hizmet verdiklerini gözlerine bakarak anlayabiliyordunuz. Bunu yanlış anlaşılmaması için hemen belirtmem lazım ki bu rahatlığın mali durumla, zenginlikle hiç alakası yoktu. Orada da amatör sporlar bütçelerini zar zor doğrultuyor ve üyelerin aidatları ile yaşıyorlar ama ayaklarını yorgana göre uzatmayı da biliyorlardı.

Daha sonraları antrenörlüğün yanında iş hayatına da atılınca toplu yerlerde, kafelerde, publarda maç seyrederken ne kadar farklı yorumlar ve tezahüratlar olduğunu fark ettim. Etik davranmayan oyunculara, kendi takımlarından dahi olsa prim vermeyen, spor ahlakını ön planda tutan bir seyirci topluluğu vardı. Toplum bu seviyede olunda sporcu da davranışlarını buna göre ayarlıyor ve aldatıcı hareketler yapmaktan kaçınıyordu.

Biz bu seviyeye ne zaman geliriz dersiniz? Benim pek ümidim yok desem acaba karamsarlık mı olur? Peki balık baştan kokar dersem doğru mudur?

Reklamlar