Büyük sermaye gücünün bütün sektörleri ele geçirmesi günlük yaşamımızı ciddi olarak etkiledi.

Neredeyse bütün şehirlerde açılan Alış Veriş Merkezlerinin sağladığı sınırsız kolaylıklar müşteriye cazip gelmiş ve insanlar AVM’lere büyük bir pozitif ilgi göstermişti. Klimatize edilmiş bir ortamda rahatça dolaşıp vakit geçirmek başlangıçta hepimizin hoşuna gitmişti. Bunun gizli olumsuz etkileri küçük esnafın şikayetçi olmasıyla anlaşıldı. Alış verişini Süper Marketlerde veya Alış Veriş Merkezlerinde bitiren müşteri artık bakkala, butiğe, kitapçıya, çiçekçiye, nalbura gitmez oldu.

Bizden yıllar önce bu evrimi yaşamış olan batı dünyası orta büyüklükteki işletmelerin yaşamasına çok önem verdiği için bazı önlemler alarak bu dengesiz gücün küçükleri ezmesine fırsat vermedi. Biz kopya çekerek başladığımız Süper Marketçilikte aynı dikkati göstermedik. Günlük cirosu azalan küçük esnaf yaşamını devam ettirmek için kar marjını artırmayı denedi. Bu sefer müşteri “bir şişe suya bu kadar para verilir mi?” diyerek ayağını dükkandan kesince yaratılmış olan “pahalı bakkal” imajı bütün sektörlerdeki küçük esnafa zarar vermeye başladı. Sanki Süper Markette satılan her şey daha ucuzmuş gibi yanlış bir hava yaratıldı.

Aslında batı dünyasında küçük işletmeleri korumak için uygulanan önemli ve temel bir kısıtlama vardı. Süper Marketlerin ancak şehir dışında, arabayla ulaşılabilecek uzaklıkta açılmalarına izin veriliyordu. Böylece sadece toplu alışveriş yapacak olanlar benzin yakma masrafını göze alarak alış verişe gidebilirlerdi. Başlangıçta “bir tek ekmek almak için Süper Markete gidilmez” diye düşünülmüştü.

Buna karşılık onlar da şehir içine daha küçük çaplı şubeler açmaya başladılar. Şehir marketleri de büyük ağabeyleri gibi tek bir merkezden toptan mal aldıkları için raflardaki ürünlerin fiyatları bakkaldan daha ucuz olmaya başladı.

Aslında durum sanıldığı kadar kötü değildi. Küçük dükkan sahiplerinin marketlere karşı kullanabileceği çok önemli kozlar vardı, bunları kullananlar işlerini mükemmel şekilde yürüttüler.

Örneğin bakkallar ve benzeri küçük işletmeler fiyat farkını kapatabilmek için yerel markaları tedarikçi olarak ortaya çıkarttılar. Böylece yurt çapında dağıtım yapan Süper Marketlerle rekabet edebilecek fiyatları yakaladılar. Fiyat konusundaki rekabet bir dereceye kadar dengelendi.

Küçük işletmelerin elindeki bir başka avantaj daha vardı. Onlar yakın çevrelerine eve servis yapıyor, örneğin her sabah gazete ve ekmek dağıtabiliyorlardı. Bir telefonla evde eksik olan bir ürünü isteyebiliyordunuz. Bu küçük alış verişler esnafa yeteri kadar ciro sağlamaktaydı. Bakkalların marketlere karşı kullandıkları çok önemli bir başka koz da veresiye mal satmaktı. Haftalık veya aylık hesap kesmekle kazandıkları müşteriler bu kolaylığı Süper Marketlerde bulamadıkları için küçük esnaf sadık bir müşteri gurubu edindi.

Marketlerin kartla taksit yapması işi biraz bozduysa da gene de bakkalların veresiye defterleri özellikle kriz devrelerinde çevrenin çok işine yaradı.

Batıda küçük esnafın hemen bütün sektörlerde bölgesel olarak örgütlenerek kullandığı bir “toplu satın alım organizasyonu” modeli ise ülkemizde henüz devreye girmedi. Buradan da anlaşılıyor ki küçük işletmelerde problem daha can acıtıcı noktaya ulaşmamış.

Çevremizdeki işletmeleri dikkatle incelersek mahalle aralarına kadar giren büyük market şubelerinin küçük esnafla haksız rekabetini engellemek için yapılabilecek bazı kısıtlamalar var. Bunlardan biri marketlerin açılış kapanış saatlerinin yaz kış değişmeden uygulanmasıdır. Market gece yarısına kadar açık kalamaz. Bu küçük esnafın işini baltalar. Kazancını büyük şehirlerdeki merkezine aktaran marketlerin sezonun en kalabalık zamanında mahalle aralarındaki mağazalarını uzun süre açık bırakarak fırsatçılık yapması, turistin elindeki parayı kapması etik değildir. Onlar kış gelince gene eski haline dönüp, yazlık personelini çıkartıp, çevrelerine zarar vermektedirler. Şehir dışındaki marketler istedikleri kadar açık kalabilirler ama mahalle aralarındaki marketlerin kapanma saatleri dikkatle düzenlenmeli, haksız rekabete izin verilmemelidir. Bütün sene gece geç saatlere kadar açık duran küçük işletmelerin hakkını korumak gerekir.

Süper Marketlerin egemen olduğunu sandığımız batı dünyasında evinize badana boya almak isterseniz size bu konuda uzmanlaşmış bir işletmeye gitmeniz tavsiye edilir. Evet, büyük marketlerde bütün çeşitleri bir arada bulabilirsiniz ama sizin duvarınıza sürmeniz gereken basit bir boyayı seçmenize yardımcı olacak olan reyon görevlisini beklemeniz ve onun aceleyle tavsiye ettiği bir boyayı alıp kasada sabırla kuyruğa girip, parayı ödeyip, bir robot gibi çıkıp gitmeniz gerekir. Buna karşılık uzman bir kuruluşta sizin derdiniz ilgiyle dinlenir, en uygun alternatifler tavsiye edilir ve hatta uygun bir fırça önerisi, sürme tekniği gibi uzmanlık isteyen başka yardımlar da verilir çünkü küçük işletmelerde güler yüzle hizmet ve müşteri memnuniyeti ön plandadır. Bir küçük işletmenin marketlere karşı verdiği yaşama savaşındaki tek galip geldiği nokta müşteriye göre değişen hizmettir. Müşterinin orayı markete tercih etmesinin sebebi budur.

Bakkalımıza, butiğimize, nalburumuza, çiçekçimize, kitapçımıza sahip çıkmak şu globalleşen ve giderek materyalize olan dünyada insanca kalabilmek için yapabileceğimiz son direniş olabilir…

Bu yazı Bodrum Gündem gazetesi 9. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar