Dünyanın öbür ucunda doğma ihtimali olan ikinci kriz dalgası bizi neden bu kadar çok düşündürüyor?

Amerika’da Başkan Obama’nın üstündeki baskı giderek artıyor. Ülke krizi atlatmış gibi gözükürken çok yakın bir tarihte çıkacağı beklenen yeni bir krizi atlatabilir mi acaba?

    Amerika mutlaka bu krizi de matbaalarında yeteri kadar dolar basıp atlatacaktır ama ya biz? Sosyal uçurumların artmasına sebep olan birinci krizin yaralarını yeni sarıp, borçlarımızı ödemeye çalışırken yeni bir dalgalanma bizi sırt üstü yere serecektir.

    Almanya AB içerisindeki en güçlü finansal marka olarak şimdiden kendini kurtarabilmek için metotlar armaya başlarken Obama da geçen krizde piyasaları kurtarmak için pompalanan 787 milyar doların yetmemesi üzerine muhalefet de dahil olmak üzere bütün politikacılara bir apel yayınlayarak krizin başlangıcına yol açmamak için çok dikkatli konuşmalarını tavsiye (!) etti. 

    Sosyal patlamalar yol açmasından korkulan işsizliğin önüne geçebilmek için USA ve AB’deki bütün beyinler yeni bir ekonomi modeli üzerinde kafa patlatıyorlar ama henüz bulunan dahice bir yol yok.

    Bize gelince politikacılarımızın gündemi hallaç pamuğu gibi değiştirdikleri ve tabanı olmayan, hiçbir rasyonel düşünceye bağlı olmayan günlük (sözde halka inerek) yaptıkları “kahve ağızlı” abuk konuşmalardan anladığımıza göre durumu farkında değiller. Aksi takdirde onlar da iktidar-muhalefet savaşı yapmak yerine dünyanın diğer ülkelerindeki gibi ülkeyi sağlam bir ekonomik temel üzerine oturtmanın planlarıyla uğraşırlardı.

    Bankalarımızdan sigorta şirketlerimize, iletişimden enerji kaynaklarımıza kadar kandırılarak globalleştirilmenin sonucunda şimdi merkezi çok uzaklarda olmasına rağmen içimize kadar bizi sarsabilecek bir krize karşı cüce ekonomik gücümüzle ne yapabiliriz?

    Ekonomik gücümüzü cüce olarak nitelemem sizi gocundurmasın, bizim yıllık ihracat hedefimiz “100 milyar dolar” iken Almanya’nın “1 trilyon euro” ihracat hedeflediğini düşünmenizi isterim.

    Düz mantık yürüterek akla gelen ilk ve tek naçiz çare, dışarı bağımlı olmayan küçük firmalarımızın (KOBİ’lerin) güçlerini birleştirerek iç pazarı desteklemeleri, dışarıya olan bağımlılıklarını en az düzeye indirmeleridir. Ne yazık ki onları destekleyecek %100 Türk olan çok az sayıda bankamız kaldı. Burada en büyük destek, akıl gücü ve stratejik davranış modelini desteklemek konusunda en kuvvetli kurumumuz olan TOBB’dan gelebilir.

    Bence Türkiye’nin yeni bir krizden etkilenmemesi siyasetçilerle değil akil tüccarlarla mümkündür.   

Bu yazı 15 Ağustos 2010 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde ve Bodrum Gündem gazetesinin 5. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar