1957, ülkemizde ilk kez Kürek Federasyonu kurulması ve başkanlığa Eftal Nogan’ın getirilmesi açısından önemli bir tarihti. Aynı yılın baharında belediyenin imar planı gereği Galatasaray Kulübünün Bebek Lokali yıkılınca kulüp başkanı Sadık Giz arkadaşları ile birlikte Bebek’teki kayıkhaneyi ve Denizcilik Lokalini, Kuruçeşme’deki Kömür Adası’na taşımıştı.

Kayıkhane adaya taşınırken bizim hayatımızda da büyük bir faaliyet başlamıştı. Babam her fırsatta gidip inşaata yardımcı oluyor, sonra da eve gelip yapılanları büyük bir heyecanla anlatıyordu.

 

163

Resim: Bebek kayıkhanesi önünde tekneler antrenman hazırlığında.

Ada eskiden şehir hatları vapurlarının yakıtı olan kömürler için depo olarak kullanılırdı. O zamanlar çirkin ve pis bir yerdi. Babamla birkaç kez sandalla adaya yaklaşıp İzmarit tuttuğumuzu hayal meyal hatırlarım.
Galatasaray Kulübü adayı sahiplerinden satın almakla bana göre dünyanın en güzel ve özel mekanına sahip olmuştu.

Kayıkhane taşındıktan sonra futalar fiyakayla suya inmeye başladı.

Akşamüstü güneş batıya doğru yatınca tekneler çıkmaya başlardı. Bir teknenin geldiğini küreklerin suda çıkarttığı çıp çıp seslerinden anlar hemen pencereye koşardık. Bu ses, kürek çekildikten sonra sudan çıkartılıp oturakla öne gelirken kürek palasının sırtıyla suya çarpma sesiydi. Bazen çıp çıp sesleri çok olurdu. O zaman büyük bir teknenin Dört Tek’in veya Sekiz Tek’in geldiğini anlar ekipte o gün kimler var anlamaya çalışırdık.

 

164-ada-eski 165-gs-adasi
Resimler: Adanın en eski görüntüleri

Daha eskilerde ada, 1872 yılında Sultan Abdülaziz tarafından devrin ünlü mimarı Sarkis Balyan’a yaptığı hizmetler karşılığında verilmiş ve bir süre “Sarkis Bey Adacığı” olarak anılmış. Mimar bir aileden gelen Sarkis, babası, ağabeyi ve kardeşi ile birlikte Beylerbeyi Sarayı, Çırağan Sarayı, Akaretlerdeki Sıra Evler, İTÜ Taşkışla binası, Galatasaray Lisesi Binası gibi birçok eserin mimarıymış. Adada bir süre ünlü ressam Ayvazovski’nin de ikamet ettiği söylenirmiş. 1914’lerden sonra Sarkis Bey’in köşkü yıkılmış, ada kömür deposu haline gelmiş ve 1957 yılında kadar şehir hatları vapurlarına yakıt sağlayan bir iskele olarak kullanılmış.

Şenyu Ağabey de kulübün önemli kürekçilerinden biriydi. Komşumuz Günay, Kandilli’den Emir ve Vaniköy’den Ahmet ile birlikte kuvvetli bir Dört Tekleri vardı. Bu ekip kırdığı küreklerle de meşhurdu. Eski tahta kürekler zamanla kösele kaplı çivili yerlerinden içine su çekip çürüdükleri için özellikle depar sırasında sporcuların kuvvetlerini dikkatli kullanmaları gerekirdi. Sporcunun bütün gücüyle kontrolsuz olarak asılması küreğin kırılmasına sebep olabiliyordu. Bunun için kürekçinin biraz hassas olması ve gücünü dikkatli kullanması gerekliydi. Buna hiç önem vermeyenlerden biri de Şenyu ağabeydi. Sporculuğu sırasında defalarca kürek kırmıştı. Babam kendisine uzun uzun nasihat ederdi. “Sen matematik kafası olan bir adamsın, küreğin suya verdiği gücü nasıl kontrol edemiyorsun” diye kızardı.

Kürekle matematiğin, fiziğin nasıl bağdaştığını çok sonraları anlayıp, öğrenip 1978-1979 yıllarında Anadolu Hisarı Spor Akademisi Kürek Kürsüsünde hocalık yaptığım günlerde ders konum olarak anlatacaktım. Ne de olsa 1968 Mexico Olimpiyatında Alman Sekiz Tek ekibini Olimpiyat Şampiyonu yapan ve “Kürek Profesörü” diye adlandırılan ünlü Alman Antrenör (“Rudern” adlı kitabını kısmen Türkçe’ye tercüme ettiğim) Karl Adam da bir Fizik Hocasıydı.

Ama o eski çocukluk yıllarında sadece anlamaya çalışarak o konuşmalara kulak misafiri oluyordum. 50’li yıllardan kesinlikle hatırladığım; o çıp çıp sesinden çok heyecan duyduğumdur. Günün birinde kürekçi olmak belki de genlerimde vardı.

 

166-yali3
Resim: 1950’li yıllarda rıhtım

Adadan çıkıp bizim eve doğru gelen teknenin kalitesi suda ne kadar az çıp çıp sesi çıkarttığına bağlıydı. Çok tecrübeli klas ekipler küreklerini suya hiç değdirmeden tekneyi dengede tutabilir, düzgün bir tempoyla ve büyük bir disiplin içinde yalının önünden geçerlerdi. Babam kısa bir süre tekneyi takip eder sonra bazı hatalardan bahsederdi. Zaman ilerledikçe ben de yapılan o hataları görmeye başladım.

Daha bir futaya oturmama çok zaman vardı. Yarış önceleri tekneler yalının önüne gelir babamdan deparı nasıl yaptıklarını gözlemesini ve bir şeyler söylemesini isterlerdi. Babam da elinde dürbün en ince detaya kadar dikkat eder, teknik düzeltmeler yapardı.

O yıl kulüpte yarış teknelerini takip eden bir antrenör yoktu.
Aynı yıl Şenyu ağabey beklenmedik bir şekilde sporu bıraktı. İdarecilere ve onların çevresinde oluşan bir şeye o kadar gücenmişti ki bir daha hiç kulübe uğramadı. Ekip arkadaşı olan komşumuz Günay da Fenerbahçe’ye transfer oldu. O sene neler olduğu hakkında kimse konuşmadı. Galatasaray’da adettir. “Kol kırılır, yen içinde kalır”. Keşke bu saçma lafa inanmasaydık. Belki de kırılan kalpleri tamir etmek mümkün olabilirdi…

1966 senesinde Denizcilik Şubesi Başkanı Adnan Akıska’nın çalışmalarıyla (Köfte) Ahmet Yavaşoğlu’nun tekrar kulübe dönmesiyle birlikte kayıkhanede benim gibi birçok genç kürekçi kıdemli takımla beraber disiplinli olarak çalışma olanağı buldu ve 1959 yılından beri ilk defa takım şampiyonluğu kazanıldı.

Bunların arasında beraber kürek çekmeye başladığımız yaşıtım olan Tuğrul Saltukoğlu, Kuruçeşmeli Baki, Emin Hocanın oğlu Edip Gezgöç, (Rahmetli) Mehmet Şenkal, Ali Mumcuoğlu gibi isimleri hatırlıyorum.
Denizcilik şubesinin başında Adnan Akıska vardı. Sporcuların lisans işleriyle Engin Kefkep uğraşırdı, Kulüp Başkanı Suphi Batur idi. Sutopu, yüzme, tramplen atlama ve kürek Galatasaray’ın denizcilik bölümü sayılırdı.

Reklamlar