Birkaç komşu çocuğu bir araya gelince yapılacak en eğlenceli işlerden biriydi. Sandalın sağına soluna kenara dizilir ve sandalı sallamaya başlardık. Salıncak gibi sallanır su alması için uğraşır çok eğlenirdik. Arada korkanlar olurdu. O zaman daha çok eğlenirdik. Başlangıçta bir süre sandala su aldırmak zor olurdu. Sonra biraz o taraftan, biraz bu taraftan su alarak batmaya başlardı.

Tek başıma olduğum zamanlar fazla uğraşmadan lava deliğini açar, sandalın su alarak batmasını beklerdim. En sonunda tam olarak devirir hatta ters çevirir üstüne çıkmayı denerdik. Faraş Tahtaları, Basamak Tahtası, kürekler etrafa dağılır suyun üstünde yüzmeye başlardı. Onları toplayıp kıyıya bırakır sandalı düzeltip o halde içine girip bu sefer su boşaltmaya başlardık. Denizden sandala tırmanmak da bir teknik işiydi. Sandal batıkken kolaydı da normal durumdaki bir sandala tırmanabilmek için önce suyun içinde bacaklarınızla kuvvetli bir makas yapıp aynı anda kollarınızla kendinizi mümkün olduğu kadar yükseğe çıkartmanız, aynı anda bir bel hareketi ile dönerek paraçolun üstüne oturmanız gerekiyordu. Zıplama ile koordinasyonlu olarak kritik bel hareketini yapamazsanız o zaman bir bacağınızı paraçolun üzerinden attırıp sürünerek tırmanmanız mümkün olabilirdi ama dışarıdan bakınca çok acemi olduğunuz da anlaşılırdı.

Tabii bu sandal batırma eğlencesi sırasında teknenin içinde birikmiş olan balık, midye ve yosun artıkları da temizlenmiş olurdu. Bazen sandalın su kesiminin altında hafif bir yosunlanma olmuşsa onu temizleme fırsatı da doğardı.

Uzun uğraşlardan sonra sandal tekrar düzeltildiğinde evdekiler gezmeye çıkmak üzere rıhtıma inerlerdi. Kızgın güneş altında küpeşteler ve oturaklar hemen kururdu. Misafirlere sandala binerken bir ayaklarını karada, bir ayaklarını sandalda fazla uzun tutarlarsa sandalın kıyıdan açılacağı ve er geç denize düşecekleri anlatılırdı.

Onları kürekle Arnavutköy koyunda gezdirir, biraz korkutmak için akıntıya girermiş gibi yapılır sonra adaya gidilir, etrafında bir tur atılır, tanıdıklara el sallanırdı. Deniz havası, manzara ve o muhteşem sükunet insana yaşama zevki verirdi. Arada bir misafirlerden kürek çekmeye heves edenler olursa onlara işin incelikleri anlatılırdı. Küreklerden birini alttan, diğerini üstten çekmeyip aynı hizada çekerek parmaklarını araya sıkıştıranlarla alay edilir, işin tekniği anlatılırdı. Uzun kış aylarında soğuk ve rüzgarın bize çektirdiği eziyetin karşılığında aldığımız ödül işte buydu.

Gençtik, denizle oyun oynanacağını sanacak kadar gençtik. Oyun oynanamayacağını 23 yaşımda öğrenecektim.

Reklamlar