Babam da endişe içinde Kuruçeşme tarafındaki 5 numaralı yalıdaki komşumuz olan Recai Paşa’ya yol için yapılacak olan istimlakin bizim evlere zarar verip vermeyeceğini sorardı. Dedem Mühendis Celal Gürsoy’un yıllarca oturduğu o yalı büyükler öldükten ve çocuklar evlenip dağıldıktan sonra Dr. Recai Paşa’lara satılmıştı. Aslında o sıralarda ortanca halam Nilüfer Uluçay iki çocuğu Şenyu ve Birgü ile, büyük halam Cavidan Bozok, Kadri enişte ve iki kızları Birim ve Bengü ile daha yalıdaydılar ama artık taşınma zamanı gelmişti.

5 numaralı yalının yeni sahibi Dr. Recai Ergüder o zamanlar Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar’ın özel doktoruydu. Ankara hakkında bilinmesi gerekenleri en iyi o bilebilirdi. Komşuların evlerinin yıkılması hakkındaki korku senaryolarına Recai Paşa o zamanlarda ne demişti bilmiyorum ama neticede bizim evlere bir şey olmadı. İstimlak sırası bize gelmeden Anıtlar Kurulu adında bir kurum çalışmaya başladı ve bizim yalılar tarihi eser kapsamına alınarak yıkılmak ne kelime, el sürülemez hale geldi.

Recai Paşa güneşli güzel günlerde babamla rıhtımda oturup tavla veya bezik oynardı. İkisinin konuşma konuları, ilgi sahaları çok rafine ve değişikti. Onların konuşmaları sırasında ben de genellikle yakınlarda bir yerde balık tutmakta olurdum. Konuların birçoğu benim yaşıma göre ağır olduğu için daha çok sıra spor ve müziğe geldiğinde dikkat kesilirdim. Recai Paşa’nın eşi Beyhan Hanım, kızları Zeynep ve oğulları Üstün ile birlikte yıllarca saygı ve sevgiye dayalı bir komşuluk yaşadık. Recai Paşa daha sonraları Kızılay Genel Başkanlığı yaptı. Yalıyı onlardan sonra Niyazi Levent Bey aldı. Eşi Şükran teyze, kızları İlknur ve Müge ile sıkı bir komşuluk, dostluk yaşamış, İlknur’un Okan Gezer ile Müge’nin Ömer Kılıçlıoğlu ile evliliklerini o evde kutlamıştık.

Niyazi amcanın vefatından sonra onlar Arnavutköy’de sahil boyundaki bir apartman dairesine taşındılar. 5 numaraya da Sipahioğlu ailesi taşındı. Birkaç yıl sonra yalı tekrar el değiştirdi. Kısacası yalı otuz yılda beş kez sahip değiştirdi. Biz bakımsızlıktan üzerimize çökmek üzere olan yalımızı sonuna kadar elde tutmaya çabaladık.

Babam 1966 yılında Ocak ayında öldükten sonra uzun bir süre nasıl devam edeceğimizi bilemedik. Zaten hastalığı çok kısa sürmüş, Galatasaray lisesinden sınıf arkadaşı Dr. Mustafa Pekin anneme ve amcama kanserin bütün akciğeri sardığını tedavinin imkansız olduğunu fısıldamıştı. Yaşadığımız ani şok ve arkasından gelen çöküntü büyüktü.

Reklamlar