1985 yılında Türkiye’de temsilciliğini açmış olduğum bilgisayar yazıcısı markasının Avrupa’daki en başarılı bayisi olarak bu seyahati kazanmıştım. Mauritius, Afrika’nın doğusundaki Madagasgar Adası’nın kuzey doğusunda, tropikal iklimin bütün özelliklerini taşıyan mercan atollerinin ortasında minicik bir adaydı. Turizmin en yüksek seviyede nasıl pazarlandığını ilk olarak burada gördüm. Bu adaya yapılan hiçbir ucuz charter uçuşu yoktu. Sadece büyük havayollarının tarifeli seferleri yapılıyordu. Ucuz turiste adada yer yoktu. Otellerin hepsi pahalı ve özel misafirler için yapılmıştı. Kaldığımız otel küçük bir yarımadanın her iki tarafındaki kumsalı kullanabilecek şekilde inşa edilmişti. Adada palmiye ağaçlarından daha yüksek bina inşa etmek yasaktı.

Mauritius’daki en büyük turistik atraksiyonlardan biri altı cam olan bir tekne ile mercan atollerinin üstünde gezinmekti. Gerçek bir akvaryuma tepeden bakıyordunuz. Aşağıdaki hayat tarif edilemeyecek kadar renkli ve egzotik idi.

Bir gün öğle yemeğini kıyıda dekor olarak kurulan balıkçı köyünün içinde verdiler. Doğal olarak mönüde sadece deniz mahsulleri vardı. Okyanusun o taraflarında avlanan ve bütün dünyadan sırf bunun için avlanma turları düzenlenen “Blue Merlin” denilen Kılıç Balığı ana mönüyü teşkil ediyordu. Istakoz ve Jumbo Karidesler de meze olarak adaya has salata yaprakları, Mango, Ananas gibi tropikal meyvelerle birlikte sunulmuştu. Kıyıda kurulan ızgaralar üzerinde pişirilen Kılıç ve Istakozları bitiremedik. Hayatımda bir seferde bu kadar çok Kılıç Balığı ve Istakoz yediğimi hatırlamıyorum.

Sıra yemekten sonra getirdikleri Ananas Dondurma’lı bir tatlıya gelmişti ki nereden geldiğini anlayamadığımız bir fırtına patladı. Ben deniz kenarında büyümüş ve birkaç tane “Batı Kaçağı” görmüş olmama rağmen bu kadar hızla gelip her şeyi harap edip geçen bir fırtına görmemiştim. Bir an içinde tokat gibi bir rüzgar geldi. Gözlerimle görmesem, birisi anlatsa inanmazdım, misafirlerin ellerindeki dondurma tabakları bile uçtu. Palmiyelerin altına sığındık ama boşuna. Birkaç dakikalık yağmur ve rüzgar şaka gibi bir anda gitti derhal güneş açtı, çok kısa bir süre sonra her şey kurumuştu.

50-marutius-balik

Resim: Mauritius’da balıkçının çektiği yarısı yenmiş balık. (1985)

Mauritius’da denize girerken aklımıza hep Köpek Balıkları gelirdi. Otel personeli adanın etrafının mercan atolleri ile çevrili olduğunu, balıkların da sivri mercan dallarına çarpmaktan korktukları için kıyıya yaklaşmadıklarını anlatmışlardı. Bir gün otelin sahilinde dizlerine kadar suya girerek kamışla uzağa olta fırlatan ve Levrek benzeri iri balıklar yakalayan bir balıkçının yanına yaklaştım. Tam o sırada bir balık çekmeye başladı, arada balık beklenmedik bir güçle geri asıldı, kamış eğildi adam sendeledi ama sonra oltayı hızla çekti. Ortaya tek ısırıkta yarısı kopartılmış bir balık çıktı. Korku içinde “bu nasıl oldu” dedim. Gayet sakin “Köpek Balıkları” dedi. “Hani burada yoktu” diye hayretle sorunca o da beni teselli edermiş gibi “bunların boyları küçük, insandan korkar kaçarlar, endişe edecek bir şey yok” demişti. Biz gene de o günden sonra biraz endişeli olarak denize girdik.

Reklamlar