Kırlangıç balıklarının yaşamı ilginçtir, onlar hep çift gezerler. Beraber yemlenirler, kumlukta beraber yüzerler ve sonunda beraber yakalanırlar. Kırlangıç yakalamak için terazi denilen oltalar yapılır. Oltanın son kısmındaki kurşuna iki tarafa uzanan yirmişer santimlik teller bağlanır. Onların ucuna suyun içinde birbirine paralel olarak salınacak şekilde birer kulaçlık misina eklenir ve ucuna Kırlangıç iğnesi takılır. Bunlar genellikle lop balık eti ile yemlenerek kumluk dibi olan yerlere sarkıtılarak yavaş yavaş sürüklenir.

Kuruçeşme’den Ortaköy’e kadar olan koy bu iş için çok uygundu ve zamanında çok Kırlangıç tutulurdu. Balıkçılar oltayı dibe oturtur biraz yukarı çeker ve hafif Poyraz rüzgarının yarattığı sürüklenmeyle sabırla beklerlerdi terazinin bir tarafına balık yakalandığı zaman hemen çekmeyip öbürünün de yakalanmasını beklerlerdi. Eski kömür depolarının ön tarafına demirleyen şileplerin dibi adeta Kırlangıç ve Mercan yuvası gibiydi. Marmara’da avlananlar Mercan için Parakete atarlardı ama Boğaz suları akıntılı olduğu için parakete pek kullanışlı olmazdı.

Komşumuz Özcan Ağabey’in heyecanla anlattığı bir Kırlangıç anısı var. Bebek Koyu’nda Çakar’ın olduğu kumlukta şimdiye kadar gördüğü en büyük Kırlangıcı yakalamış. Kızı Feray iki yaşındaymış ve balık Feray’ın boyundaymış. Özcan Ağabey “bir daha da bu kadar büyüğünü görmedim” diye anlatmıştı.

Mehmet Ayata’nın da bir Kırlangıç anısı var:
Balığın bol olduğu İstanbul Boğazı’nın bakir zamanlarından 1965 yılı bir yaz sabahı 06:00 civarı akşamdan yaptığım hazırlıkla komşu yalıda bulunan Dr.Fakaçelli nin misafiri Atina valisini balığa çıkarmıştım.
Yer Vaniköy vapur iskelesi, (şimdi kaldırıldı) yani Vaniköy camisinin 350-400 m açığında Kanal’a yakın yerde kerteriz olarak Kandilli burnu hizasına, kalama ile birlikte terazili-istavrit yemli Kırlangıç Oltasını dibi bulup bir kulaç yukarı alarak Vali’ye verdim (ismini hatırlamıyorum), aradan yarım saat geçmişti arkadaş bir ağırlığın aşağıya çektiğini söyledi oltayı aldım, “balık var çekin” dedim, bana aynen ”çeki çeki” dedi çekmeye başladı, biz bu işe dalmışken aşağıdan gelen bir kum motoru bize uyarı düdüğü çaldı, işaretim üzere açığımızdan geçti bu arada Vali bey zevkten dört köşe balığı su üstüne kabartmıştı, bu 40 cm civarında Kırlangıç’tı, (ben Köpekbalığı çekiyor diye tahmin etmiştim) iki yana açtığı rengarenk kanatları ile sanki şov yapıyordu, beden misinasının kopacağını düşünerek balığı ufak kepçe ile tekneye aldım kıyıya döndüğümüzde ailesi resmimizi çekmişti…

99-kirlangic1-web

Resim: Balıkçı tezgahındaki Kırlangıçlar (Fotoğraf: Erdal Günsel)

Bir keresinde komşumuz Tuncay Ağabeyler Kırlangıç oltasıyla çok büyük bir Vatos yakalamışlardı. Onu rıhtımda taşın üstüne koydular. Ara sıra üstüne kovayla su dökerek hayatta tutmaya çalışıyor, bir taraftan da ne yapacaklarını aralarında tartışıyorlardı. Vatos’un kuyruğunun zehirli olduğunu bize anlatıp uzakta durmamızı tembihlemişlerdi. Mahallenin kedileri bile balığa saygılı bir uzaklıkta durup kıpırdamadan bakıyorlardı. Vatos da öylece duruyor, gözleriyle kötü kötü etrafını süzüyor gibiydi. Bir süre sonra acıdılar ve o civarda kumluk bir sahil olmadığı için kimseye zarar vermeyeceğini düşünüp denize geri attılar. Çok sevinmiştim. Kuyruğu zehirli bile olsa onu öldürselerdi çok üzülecektim.

Özcan, Tuncay ve Günay Ağabeyler bir balık seferinden de küçük bir Köpek Balığı ile dönmüşlerdi. Köpek Balığı, Boğaz’da ara sıra görülür, balıkçıların ağlarını parçalardı. Özellikle Rumeli Feneri Liman İnşaatı’nda çalıştığım yıllarda (1973-1979) balıkçılarından ağlarını parçalayan Köpek Balıkları hakkında çok şikayet dinlemiştim.
Mehmet Ayata’nın da babası ile yaşadığı bir Köpek Balığı anısı var:
“1965 – 1966 yılı arası babam İbrahim Ayata – Hurşit Baysan – Selim Kılıççı, Ortaköy’de Orkinos avına giderler, biri Felyoz’lu (şamandıralı) olmak üzere iki olta koyverirler, gün ağarırken Felyoz batıp çıkmaya açılmaya başlar, balık yemi yutmuştur, hemen diğer oltayı toplayıp Felyoz’daki oltaya tasmayı vururlar, balığı yormak ve oltayı kullanarak balığı tekne yanına kabartmaya çalışırlar ki zıpkın vursunlar fakat hayvan ne yorulur ne de su üstüne çıkar, durmaksızın yol istemektedir.

Öbür oltanın ipini de eklerler, bu arada iki kere Ortaköy Üsküdar yapmışlar, bir kere de Arabalı Vapur önüne çıkarak çatışma tehlikesi atlatmışlardır. Neticede bakıyorlar ki bu balık Orkinos değil Canavar Köpek Balığı, onun için oltaya bıçağı vururlar. Babam döndüğünde avuçları ipin yakması ile şişmişti. Bu canavarlar limana gelen gemilerin yemek artıklarını takip edip gelirmiş.”

1950’li yılların sonuna kadar Boğaz’da rastlanan ilginç bir görüntü de Kılıç Motorları idi. Kılıç avına hazırlanan bildiğimiz küçük balıkçı motorları burunlarına zıpkını savuracak olan usta balıkçının oturması için ahşaptan ek bir çıkma yaparlardı. Bu motorlara daha çok ilkbaharda (Anavaşya zamanında) rastlardık. Balığın Marmara’dan Karadeniz’e yumurtlamaya çıktığı, denizin de sonbahara (Katavaşya zamanına) göre daha sakin olduğu zamanlarda görülürdü. Arnavutköy Vapur İskelesinin yanında eskiden sandal çekek yeri vardı, motorların yanaşması için müsait bir yerdi, Kılıç yakalayan motorlar buraya yanaşır, kıyı lokantalarına balıklarını satarlardı. (Deveciyan, 1920’lerde Boğaz’da yılda 6000 Kılıç Balığı yakalandığından bahseder). Kılıç, tarihin en eski zamanlarından beri İstanbul Boğazında avlanan çok kıymetli bir balıktı.

Daha eskilerde Bizans zamanında Boğaz’da ve Haliç’te yakalanan Palamut, Torik ve Orkinos’lar sayesinde büyük bir zenginlik yaşandığı eski Yunan Tarihçileri tarafından defalarca yazılmıştır. Balık o kadar etkili bir zenginlikti ki paralarının üstüne Kralın resmi yerine balık resmi basmışlardı.

 

100-zipkinlar-web

Resim: Kılıç Balığı ve Orkinos avında kullanılan Zıpkınlar (Fotoğraf Mehmet Ayata arşivinden)

Taso’dan Arnavutköy koyu içinde yakalanmış bir Köpek Balığı hikayesi dinlemedim. O tercihen Galatasaray Adası ile Ortaköy arasında zemini kumluk olan sahilde Kırlangıç yakalardı. Kırlangıç beyaz etli lezzetli bir balıktır ve taze çırpılmış (konserve olmayan) mayonezle çok güzel yenir.

Ben balığın mayonezle yendiğini ilk olarak Kefal’de gördüm. Temizlendikten sonra mide boşluğuna çeyrek limon koyup haşlanırdı. Beyaz etleri ayıklanıp taze çırpılmış mayonez ve kapariyle nefis salatası olurdu. Boğaziçi’ndeki bolluk zaman içinde suyun kirlenmesiyle ve aşırı avlanma ile birlikte yok oldu. İnsanların doğayı kirletmesine tahammül edemeyen doğa da adeta intikamını Kuruçeşme kıyılarındaki kömür depolarını yerle bir ederek aldı.

Reklamlar