Yıllar önce Taşucu Mendireği için keşif yapmaya gittiğimizde Faik Bey, Mersin girişinde bir balcıdan enfes aromalı bir portakal çiçeği balı almıştı. Bunu daha sonraki senelerde çok aradım ama bulamadım. Balcılar o cins balın çıktığı yörelerde sanayi sitesi kurulduğunu ve arıcılığın bittiğini anlatmışlardı.

Doğayı nasıl bozduğumuzu Arnavutköy’de kıyıda durup denize bakarak da net olarak görebilirsiniz. Yıllarca oradan denize girdik, balık tuttuk. Hem de sadece İstavrit değil, mevsimine göre Boğaz’ı ziyaret eden Uskumru, Palamut, Lüfer, Torik gibi balıkların yanında bir de Kuruçeşme ile Ortaköy arasındaki kumlukta yuvalanmış Mercan, Kırlangıç ve Pisi balıkları yakalanırdı. Bunlar her yerde bulunmayan, yöreye has özel balıklardı. Boğaz’ın pırıl pırıl suyu onlar için bir cennetti. Istakoz için sepet atılırdı.

Günümüzde bu türlerin çoğu artık orada değil. Suyun akışını engelleyen kazıklı yollar, apartmanlardan Boğaz’ın sularına akıtılan kanalizasyonlar o cenneti hızla bir pislik ve mikrop yuvasına çevirdi. Çevrenin doğal yaşamına uyum sağlamış olan canlılar da yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldılar. Tıpkı orta halli Boğaziçi insanları gibi.
Yalılarda oturanlar genellikle miras yoluyla oraya sahip olmuş eski ailelerin orta halli çocukları ve torunlarıydı. Orta gelir seviyesi zamanla yok olunca o aileler de ellerindeki varlığı sürdüremediler ve evlerini bizim gibi satmak zorunda kaldılar. Kıyılardaki yalıların yeni sahiplerine bakıyorum da rıhtıma çıkıp balık yakalayan bir kişi bile göremiyorum. Sandalları bile yok. Birçok yalıda denize inen bir merdiven de kalmamış. Boğaz’a bakan pencereleri kalın perdelerle kapatmışlar.

İnsanları birbirine bağlayan en önemli faktör, değer verdikleri ortak anılardır. Bu bir ailenin adından, soyadından bile daha etkilidir. Bizler de yaşadığımız yer hakkında komşularımızla birlikte o kadar çok ortak anı taşıyoruz ki, bunu anlamayanlara yabancı gözüyle bakmamız normaldir. Boğaz’a yeni taşınanlara da herhalde bir 40-50 sene vermeliyiz ki onların da ortak anıları biriksin.

Eskiden bizim evin birinci katından denize baktığınızda üç metre dipteki taşlar yosunlar ve aralarında kaya balıkları görülürdü. Kazıklı yolla birlikte akıntı engellendi, kanalizasyonlar suyun rengini değiştirdi. Artık orada çamur rengi bir su var. Birkaç sene önce Arnavutköy’de hala balıkçılık yapmaya çalışanlara “kıyıda Kefal dolaşıyor mu” diye sorduğumda bana sanki uzaydan gelmişim gibi bakıp “burada uzun süredir yerli Kefal görülmüyor, Rusya’dan çiftliklerden kaçan azman Kefaller dolaşıyor” demişlerdi. Ne yazık…

135-akintiburnu-kuleli-web
Resim: Akıntıburnu’ndan görünüm (Fotoğraf: Erdal Günsel)

Reklamlar