Örneğin Boğaz’da yakaladığımız Kıraça’ların tavası, taze ekmeğin yanında taze soğanlı, zeytinyağlı, limonlu, kırmızı turplu yeşil salata kombinasyonu en önde gelen seçeneklerimden biridir. Kıraça bildiğiniz gibi İstavrit’in küçüğüdür. En küçükleri çapariye bile gelmez, ancak kepçeyle yakalanır. Tercihen rıhtımda denizin kenarında ayıklanır, deniz suyuyla yıkanır. Artıkları yengeçlerin olduğu yerlere atılır. Böylece gerektiğinde el altında besili yengeçleriniz olur.

Tavada yağ kızdırılır. Temiz bir zemine un serilir, üstüne bolca tuz eklenir. Kıraçalar üç dört tanesi kuyruğundan birlikte tutulup una bulanır ve tavaya atılır. Onlar kuyruklarından birbirlerine yapışık olarak kızarırlar. Çok kurutmadan çıkartılıp yağı süzülsün diye tabağın eğimli kenarına dizilirler. Bazı lokantalarda yaptıkları gibi kağıt havlunun üstüne koymak doğru olmaz. Bu sefer bütün yağıyla beraber tadını da kaybeder ve kururlar. O işi patates kızartmasında yapabilirsiniz ama Kıraçada veya küçük Tekirlerde, Gümüşte, Hamside pek iyi olmaz.

İstavrit Boğaz’ın emektar yerli balığıdır. Her mevsimde avlanır, ancak bazı aylarda Boğaz’ı adeta istila ederdi. O zamanlarda çapariyle bir seferde daha çok balık çekebilmek için 20-30 iğneli oltalar kullanılırdı. Burada zorluk “kandil” çekerken, yani çaparilerin hepsi balıkla dolduğu zaman sandalın içinde 30 iğnedeki 30 balığın yarattığı kaosla başa çıkabilmekti.

Bunun için bizim gibi küçük sandalı olan kıyı balıkçıları bir metot geliştirmişlerdi.
Oltayı çekerken fırdöndü geldi mi ayağa kalkıp çapariyi tek hamlede sandalın içine çeker kurşunu isabetli bir şekilde kıç üstüne atardık. Böylece ayakta durup havadaki sol elimizde çaparinin başladığı noktayla kıç üstündeki kurşuna kadar uzanan ışıl ışıl parlayarak çırpınan bir sürü balıkla çok hoş bir görüntü ortaya çıkardı.

Bundan sonrası tamamen özel bir beceri meselesiydi. Boşta kalan sağ elinizle tek tek İstavritleri iğneden kurtarıp Livar’a veya Faraş Tahtaları’nın altına atmanız gerekirdi. Dışarı düşen balık problem yaratır, debelenip oltayı dolaştırır ve dert açardı.

 

141-kandil-web
Resim: Çapariyle kandil Kıraça çekmiş şanslı bir balıkçı (Çaparinin bütün iğneleri dolu olunca “kandil çekti” denir) (Fotoğraf: Erdal Günsel)

Teknede yedek çapari olması her zaman faydalı olurdu. Çok dolu gelen çaparilerde fırdöndü sağlıklı çalışmazsa olta zamanla burkulur, döner ve misina diriliğini kaybederdi. O zaman oltanın dolaşma olasılığı artardı. Hiç vakit kaybetmeden yeni takım açılır ve balık sürüsü suyun derinliklerinde kayıp başka bir koya gitmeden mümkün olduğu kadar çok balık çekmeye çalışırdık. Büyük çapariyle balığa çıkmak yorucu bir işti. Hatta bazen özellikle Lodos havalarda kendimizi yorgun hissettiğimizde “30’luk çapari çekmiş gibiyim” derdik.

Bizi en fazla üzen şey bazen koyun içini kaplayan mazot tabakası olurdu. Suyun üstünde cıva gibi parlayan, yeşilli kahverengili yapışkan tabaka, bulaştığı her şeyi kirleterek ve zehirleyerek akıntıyla dönerek dolaşırdı. Bu pisliğin sebebi Lodos havalarda Boğaz’dan geçen tankerlerin döktüğü sintine suyu olarak bilinirdi. Poyraz estiğinde bu atık madde koylara girmeden doğruca akıntıyla birlikte Marmara’ya açılır ve dağılarak yok olurdu. Son zamanlarda uygulanan yüksek ceza ve kontrol sistemiyle bunun önüne geçtiklerini söylüyorlar. Umarım öyledir. Mazota bulanan kıyılardaki yosunlar ve midyeler su temizlendikten sonra bile yağ kusmaya ve suyu kirletmeye devam ederlerdi.

Bazen bu mazottan futalar da payına düşeni alırdı. Özellikle akşam antrenmanından sonra onları temizlemek tam bir eziyetti. Gaza batırılmış üstüpü ve çaput parçalarıyla önce kaba yağ tabakası temizlenir daha sonra arap sabunu ile tekneler yıkanır ve kurulanırdı. Antrenmandan sonra çok zaman alan bu zahmetli işi yaparken bu pisliğe sebep olan kaptanları da uygun bir şekilde anmayı ihmal etmezdik. Bazen üyelerin soyunma kabinlerinin önünde kuruması için bırakılmış güzel havlular da bu temizleme işine kurban giderdi. En çok da bayan takımına üzülürdüm. Biz bir şekilde gençlerin ve dümencilerin yardımıyla bu pis işi çabuk bitirirdik. Ama kızlar zaten eski ve ağır teknelerle yaptıkları antrenmandan sonra kimsenin yardımı olmadan bu işi bitirmeye çalışırlardı. Ünal Ablalardan, Nükhet’lerden daha önceleri bile eski şampiyonlardan efsane Nazlı Ana’nın antrenörlük yaptığı devirde kızları bir araya toplayıp hırsla temizliğe girişmesini hiç unutmuyorum. Onlar kesinlikle bundan daha iyisine layıktılar.

142-1965-web

Resim: 1965 Şampiyon 4 Tek Dümencili Bayanlar ekibi. İnci Yar – Hülya Demir – Sevgi Karaçay – Eliza Boeno – Dm. Hale Ağalday.

Reklamlar