Dört yaşındaymışım. Yani 1954 yılıymış. (Kayıtlara 23 Şubat 1954 olarak geçmiş). Kışın ortasında bir sabah evde yaşanan telaşı çok iyi hatırlıyorum. Annem hepimizi çığlıklar atarak dışarı bakmaya çağırmıştı. Yalının pencerelerinden sol tarafa, Akıntıburnu’na doğru baktığımızda suyun üstünde yüzen çok büyük beyaz kütlelerin akıntıyla sürüklenerek geldiğini gördük. Akıl almaz bir hadiseydi. Büyükler şimdiye kadar böyle bir olayın görülmediğini söylüyorlardı. Buz kütlelerinin bir kısmı açıkta akıntıyla Kanal’dan Marmara’ya doğru hızla akarken bir kısmı da anaforlarla akıntıdan kurtulup yavaş yavaş koyun içine doğru sürüklenmeye başladılar. Arkadan o kadar çok buz geliyordu ki birbirlerini iterek akşama kadar bütün koyu doldurdular ve bizim evin önüne doğru gelmeye başladılar.

Akıntıburnu ve Kandilli Burnu arası Boğaz’ın en dar yeri olduğu için buzlar orada sıkıştılar ve arkası göz alabildiğine bembeyaz kesildi. Daha sonra Vaniköy ve Çengelköy Koyları da doldu ve buzlar birbirlerini iterek sıkıştırıp üzerinde yürünebilecek bir tabaka yarattılar.

Şenyu ağabey rıhtımdan aşağıya buzlardan birinin üstüne atlayıp kalın bir çivi çaktı. İple rıhtıma bağladı. “Bu bizim buzumuz” diye komşulara gösteriyordu. Petrol Ofis gemilerinden biri Arnavutköy Koyu’nun içinde buzların arasına sıkıştı kaldı. Bütün bir gün koyun ortasında yardım bekledi. Kıyıda bağlı duran küçük ama daha kuvvetli bir teknenin buzları yararak gidip kendisini kurtarması gerekmişti.

Bu buzların üzerinde karşıdan karşıya geçildiği anlatılır ama ben buna şahit olmadım, aralıklıydılar ve sürekli kıpırdıyorlardı. Belki sıkışık noktalarda üstünden yürüyerek karşıya geçen cesur insanlar olmuştur. “Bizim buzumuz” da bir süre sonra akıntıyla sürüklenerek kıyıdan uzaklaştı, ipini koparttı ve diğerlerine karışıp gitti. Şenyu ağabey yıllar sonra o günleri konuştuğumuzda “keşke resim çekebilseydik, şimdi anlatınca kimse inanmıyor” diye şikayet etmişti. Bir daha böyle bir olay yaşanmadı.

103-buzlar-web
Resim: Mehmet’in amcası Salih Ayata, yanında Nurettin. Yer: Kandilli Dolapaltı. (1954). (Fotoğraf Mehmet Ayata arşivinden)

Tarihte kayıtlara geçmiş başka buz olayları da olduğunu Mehmet Solmazın Üsküdar kitabından öğrendim. Örneğin 1621 kışında boğazın donduğu yazılmış, 1699 kışında da Ramazan çok soğuk geçmiş, donan çok büyük bir balık karaya vurmuş, karnından çıkanlar büyük bir piyade kayığı ile balıkhaneye taşınmış. 1849 yılıda da yirmi gün aralıksız kar yağmış, Çekmece Gölü donmuş, Eyüp – Sütlüce arası buz tutmuş…

Yalıdaki hayatımızda unutulmaz ve üzüntü verici başka olaylar da vardı. Boğaz’da yaşayanları en çok etkileyen ve ürküten manzaralardan biri de tekne kazaları, gemi yangınları ve bazen de sebebi anlaşılamayan yalı yangınları olmuştur. Her an bizim de başımıza gelebilirdi. Endişe içindeydik. Oturduğumuz yalı yıllardır tamir görmemişti. Elektrik tellerinden ve sigortalardan kıvılcımlar çıktığı çok sık görülürdü. Bir ara kürekçi arkadaşım Dündar’a işi havale ettik ve evin bütün elektrik tesisatını yeniledik. Dündar (Tunca) günlerce uğraşıp evin dökülen tesisatını, prizleri, şalterleri, sigortaları yeniledi, derin bir nefes aldık. İki sene sonra su tesisatını yeniledik. Ama izolasyon ve ısıtma konusunda bir şey yapamıyorduk. O bizim çapımızı aşıyordu. Yazın çekilen sefaya karşılık kışın ağır bir ceza çekiyorduk.

Reklamlar