Arnavutköy Vapur İskelesi’nin tam arkasından yukarıya doğru Beyazgül caddesi çıkar. Caddeye girince sağdaki ikinci dükkan yufkacı bakkaldı. Beni hemen her gün oradan bir şeyler almaya gönderirlerdi. Soldaki ikinci veya üçüncü dükkan da manavdı. Annem Arnavutköy Çileği’ni onlardan sepetler içinde alır, reçel yapardı. Evin içi günlerce çilek kokardı. Eskiden bir Rum işletirdi, sonraları bir Türk meslektaşı devir aldı, o ne yazık ki erken vefat edince dükkanı oğlu devam ettirdi. Birkaç dükkan daha yukarı doğru ilerleyince ana caddeye paralel bir yol Beyazgül caddesini keserdi. Düz devam ederseniz de ekmek fırınına gelirdiniz. Biraz daha ileride de solda manifaturacı Avram vardı. Beyazgül Caddesi’ndeki dükkanlar ve eski zamanlardaki sahipleri hakkında Arnavutköy’ün yerlisi, kürekçi arkadaşım Toros’un çizdiği krokiyi kitabın sonunda görebilirsiniz.

Ellili yıllarda da Akıntıburnu’na kazıklar çakılmış ve Bebeğe giden yol genişletilmişti. O zamanlar çok üzülmemiştik. Orada zaten bir kıyı yolu vardı ve genişletilmesi doğayı bozacak gibi görülmemişti. Dev bir şahmerdan iki tane büyük römorkör tarafından çekilerek gelmiş ve büyük bir çarpma sesiyle denize kazıkları çakmaya başlamıştı. Yaklaşık beş yüz metre uzakta evimizin önünde denize dalar çakma sesinin denizin içinde ne kadar net duyulduğuna hayret ederdim. Doğan Kardeş mecmuasının ansiklopedi ekinde sesin denizde havadan 4.5 kez daha hızlı gittiğini okumuştum. Suyun içinde pang sesini duyar duymaz başımı çıkartıp aynı sesin havadan gelenini yakalamaya çalışırdım. Bazı kereler bunu duyduğuma inanırdım.

O yol inşaatı çevremizde birçok kişinin hayatını değiştirmişti. Kıyıdaki evlerin yıkılacağı söylentisi yayılmıştı. Bu korku yüzünden insanlar evlerini yok pahasına satıp başka yerlere taşındılar. Bu harekatın kurbanlardan biri de babamın Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşı olan ve “amcaoğlu” diye çağırdığı Faruk Kalabay ve ailesiydi. Arnavutköy vapur iskelesinden önceki vakıf yalılarından birinin sahibiydiler. O çok sevdikleri yalıyı sırf bu korku yüzünden aceleyle komik bir fiyata satıp Şişli’nin arka sokaklarında daracık karanlık bir apartman dairesi alabildiler.

136-arnavutkoy-1950ler

Resim: Faruk Amcalar (soldan sayarak) ikinci katında balkon olan ilk evde otururlardı.

Evlerin el değiştirmesi olayı 6-7 Eylül olaylarından sonra da yaşanmıştı. Evimizin tam arka tarafında İoannes Prodromos Rum Ortodoks Kilisesi vardı. Orada bir anne küçük kızıyla birlikte yaşardı. Senede bir kere mumlar yakılır kalabalık bir ziyaretçi akını olurdu. O utanç verici olaylar sırasında babam elinde bayrakla koşup kapılarını örtmüş, Kuruçeşme tarafından ellerinde meşalelerle yakıp yıkmaya gelen kalabalığın kiliseyi fark etmeden ve hadise çıkmadan akıp gitmesini sağlamıştı. Ama köy içindeki esnaf büyük zarar görmüştü. Babam, ertesi gün sabahtan Arnavutköy’e gidip arkadaşlarımıza kırılıp dökülenleri toparlamakta yardım etmişti. Bu olaylar bazı yurttaşlarımızın Yunanistan’a göç etmesine sebep olmuştu, gidenlerin birkaçı sonradan hasrete dayanamayıp geri döndüler ama kırılan kalpleri tamir etmek gerçekten çok güçtü.

Biz yıllarca sosyal hayatımızda, eğitim hayatımızda ve spor hayatımızda beraber yaşadık, Türkiye Şampiyonu olduk, milli olduk, bir gün bile aramızda ırk, din, mezhep konuşması geçmedi. Günümüzdeki ayırımcılığı tasvip etmek mümkün değil. Spor dünyasına ve medyaya bu kavramın zihinlerden ve sözlüklerden çıkartılması için büyük görevler düşüyor.

1950’li yılların ikinci yarısında Kuruçeşme’den Arnavutköy’e doğru bizim evin arkasından geçen yolun da genişletileceği ve yalıların yıkılacağı dedikoduları yayılmıştı.

Reklamlar