Onunla Arnavutköy’de kıyıda yürüdüğüm zamanları hatırlarım. Elimden tutup ilk defa berbere götürdüğü gün hala çok canlı olarak gözümün önündedir. Niko beni yüksek bir taburenin üstüne oturtmuştu.

115-berber-niko
Resim: Berber Niko
Niko çok yavaş konuşan ama karşısındakini konuşturmasını ve dinlemeyi iyi bilen tipik bir berberdi. Ailenin tarihinde önemli bir yeri vardı. Babamın babasının saçlarını da o kesmişti. Daha sonraki yıllarda beni kapıda “şampiyon hoş geldin” diye karşılardı. Bütün yarışlarımızdan ve dedikodulardan en küçük detayına kadar haberdardı. Niko tek başına bir haber ajansı gibiydi.

Çok daha eski zamanlarda babam ara sıra yazın güzel zamanlarında Pazar günleri bizi Ortaköy’deki Lido’ya götürürdü. Sanırım orası 1950’li yıllarda yüzme havuzu olan çok ender kulüplerden biriydi. Biz terastaki lokantada oturur hem denizi hem de havuza girenleri seyrederek yemek yerdik. Havuza girmeye hiç heves etmedim. Lido’dan çıkınca yavaş yavaş eve doğru yürürdük. Daha kum depoları Kuruçeşme’yi işgal etmemişti.

Evimizin arka tarafında küçük bir koru içinde tarihi bir köşk vardı. Biz orayı Ali Vafi Köşkü olarak tanırdık. Tarihte adı Memduh Paşa Yalısı olarak geçer. Anlaşılan eski zamanlarda deniz kıyısındaymış. 1900’lü yılların başında o mahalleye adını veren Sarrafların kullandığı söylenir. Köşkün altında da eski bir şarap mahzeni bulunurdu. Bir şarap firması yıllarca orayı depo olarak kullanmış sonra kaderine terk etmişti. Yanında geçerken içeriden ekşimsi bir koku gelirdi.

116-ali-vafi-kosku-web

Resim: Ali Vafi Köşkü ve arkasındaki Su Asansörü (Fotoğraf: Erdal Günsel)

1957 yılında Galatasaray Kürek Kayıkhanesi Bebek’ten Kuruçeşme’deki Galatasaray Adasına taşındığı ilk günlerde adada kayıkhane yapılana kadar tekneler bu mahzende saklanmıştı.
Metruk köşkün hayal dünyası gibi bir bahçesi vardı. Bakımsız olduğunu sanırdınız ama orada birçok Türk filmi çekildiği için bahçe aslında kendine has bir şekilde çok bakımlıydı. Ortada bir havuz vardı. Havuzun üstünde de minik bir köprü ve çevresinde dalları suya sarkan salkım söğüt ağaçları ortama eski Hollywood filmlerindeki gibi romantik bir hava verirdi.

Köşkün arka tarafında gitmemiz yasak olan ve ne olduğunu o zamanlar anlamadığımız bir kule vardı. Daha sonraları bunun tarihteki ilk ve benzeri az bulunur bir su asansörü olduğunu öğrenmiştim.
Bu eser başka bir ülkede olsa turistlerin uğrak yeri olabilirdi.

Köyümüzdeki başka bir tarihi eser de bizim kurukahvecimizin bizzat kendisiydi. Arnavutköy vapur iskelesinin hemen arkasından Etilere kadar çıkan Beyaz Gül yokuşunun alt köşesindeki kuru kahveci Asadur’u mahallede tanımayan yoktu.

Reklamlar