1979 yılında Kürek Federasyonu Almanya’dan bir hoca getirterek Türkiye’deki kürek antrenörlerine üst düzey bir eğitim olanağı sağladı. Köln Spor Akademisi ve Ratzeburg Kürek Akademisi’nde hocalık yapan Dr. Volker Nolte’nin İstanbul’da kaldığı süre boyunca hem Fenerbahçe’den arkadaşım kürekçi Dr. Nejat Dalay ile birlikte onun tercümanlığını yaptım, hem de onu kürek sporu hakkında soru yağmuruna tuttum. Bir sene önce 17-18 yaşındaki gençlerle kurduğum Sekiz Tek ekibinin Büyükler Türkiye Şampiyonasında Altın Madalya alması onu çok etkilemişti. Galatasaray Adası’ndaki mütevazi kayıkhanemizin hali de nelerle uğraştığımızı yeteri kadar anlatmıştı sanırım. Onu çok etkileyen başka bir olay da ünlü Alman Kürek Antrenörü Karl Adam’ın kitabı “Rudern”den antrenman metotları bölümlerini Türkçe’ye çevirmiş olmamdı.

Volker, Almanya’ya döndükten birkaç hafta sonraydı. Kıdemli ekip, kayıkhanenin önünde bizi hiçbir yarışta yalnız bırakmayan ada üyelerimiz (Basketbolumuzun Duayeni) Baba Özer, eski Denizcilik Şubesi Kaptanı Sunullah Üner Ağabey, Şube Yöneticisi Ali Ruhi Alemdar, Arnavutköy’den Ahmet Kalmuk, Cengiz Kuban, Hatay Suna, Perşembe Pazarı Eşrafından Dündar Sukuti gibi isimler ile birlikte güneşli bir sonbahar akşamüstünün tadını çıkartıyor, havuzda yakaladığımız Kıraçaları akşam yemeğine hazırlıyorduk.

Bir kürek kulübünün en önemli mekanı kayıkhanenin yanındaki lokaldir. Galatasaray Adası’nda bunun avantajını senelerce yaşadık. Kayıkhanenin önünden ayrılmayan küçük bir taraftar gurubumuz vardı. Bizimle beraber sevinir, bizimle beraber üzülürlerdi. Zaman zaman eski kürekçiler de gelir, bu küçük gurubumuzla birlikte vakit geçirmekten mutlu olurlardı. Yarış günü Kartal’dan dönerken motorun kaptan köşkünün üstündeki direğe astığımız kırmızı birincilik bayrakları heyecanla sayılır, daha motor adaya yanaşmadan kutlamalar başlardı. Yeşil bayraklar ikincilik, lacivert bayraklar üçüncülük için verilirdi. Bizim motorumuzda kırmızı bayraklar çoğunlukta olurdu.

Kürek Sporu denizlerden göllere taşınınca kulüp içindeki bağlı olduğu “Denizcilik Şubesi” adı da değişti, “Su Sporları Şubesi” oldu. Kırmızı Bayraklar da unutuldu.

Lokalin sporculara etkisini Almanya’daki hayatımda da gözlemledim. İlk gittiğim sene birbirlerine karşı biraz mesafeli ve fazla kibardılar. Daha sonra beraberce kayıkhanenin önünde mangal yakmayı, beraber müzik dinlemeyi alışkanlık haline getirdik, mutlu oldular. Germania’nın eski kürekçileri sık sık “tıpkı eski günlerdeki gibi” diye memnuniyetlerini belirtiyorlardı.

O gün Galatasaray Ada’sında kayıkhanenin önünde yayılmış, mutluluk içinde yarış sezonundaki olayları, geçmiş güzel günleri birbirimize anlatırken adanın her işine koşan Nadir elinde bir mektupla çıka geldi ve “Celal Kaptan, sana Almanya’dan mektup var” dedi. Biz sık sık birbirimize benzer şakalar yaptığımız için ben de külyutmaz bir havada mektubu aldım, “şimdi kimler beni işletmeye çalışıyor?” diye düşünerek zarfı inceledim. Gerçekten de üstünde Frankfurt Mühürlü bir pul vardı. “Vay canına, amma da organize olmuşlar” diye düşündüm. Zarfı açınca içinden çok şık bir kağıda yazılmış uzun bir mektup ve bir de Lufthansa uçak bileti çıktı. Günlerden Pazartesi idi ve bilet Cumartesi sabahı gidiş, Pazar gecesi dönüş olarak kesilmişti. Ben hala “bu nasıl bir işletme organizasyonudur?” diye düşünürken mektubun içinde “Alman Federasyonundan Dr. Volker Nolte’nin referansı ile…” gibi devam eden cümle dikkatimi çekti. Mektup ile bilet gerçekti ve benim hayatımı değiştirecek bir olayın başlangıcıydı.

Volker, Alman Kürek Federasyonuna Türkiye ile ilgili bir rapor yazmış ve benden “kalabalık ekipleri yetiştirebilen bir antrenör” olarak bahsetmiş.

Frankfurter Germania 1869 kulübü de tam o günlerde Alman Kürek Federasyonundan Sekiz Tek yetiştirebilen bir antrenör talep edince Federasyon benim adımı önermiş. Germania kulübü başkanı (Dresdner Bank Yönetim Kurulu Üyesi) Herr Schreiber hızlı bir kararla beni Frankfurt’a davet etmiş. Mektup Arnavutköy Postanesi’ne gelmiş. Zarfın üstündeki adres şöyle idi: “Mr. Celal Gursoy, Galatasaray Island, Istanbul”… Postacı, zarfı adanın karşısındaki Kuruçeşme Camiinin altında dükkanı olan berber Hasan’a teslim etmiş. Hasan motorcu Ahmet Kaptan’a vermiş ve sonunda Nadir, Kaptandan alıp bana getirmiş.
Galatasaraylı ağabeylerim el birliği ile çalışarak o terör yıllarında bir imkansızı başardılar ve bana iki gün içinde pasaport çıkarttılar. Almanya’nın en eski ve en zengin kürek kulüplerinden birinde gurbet hayatımız böyle başladı. Kasım ayında evlendik, çalışma ve oturma izinlerimiz gelince Ocak ayında Frankfurt’a uçtuk.

Reklamlar