Köpek Terbiyesi ve Yöneticilik…

Almanya’da aldığım ilk Yönetici Eğitimlerinden birinde eğitmen bize şöyle bir cümle kurmuştu: “İyi bir yönetici olabilmek için önce köpeğini terbiye edebilmelisin”.

Ben de tipik Orient kafamla biraz da alınarak ne demek istediğini anlamaya çalışmıştım. Konu aslında çok basitti. Bir köpek terbiye edebilmenin kesin kuralları vardı ve bunlar yönetici eğitimleriyle birebir uyuşuyordu.

O tarihte eğitmenimizin bize sıraladığı basit köpek terbiye kuralları şöyle sıralanıyordu:

*** Başlamadan önce köpeğinize hangi komutları öncelikle öğreteceğinize karar verip bir plan yapmanız gerekiyor.

*** Sonra bunları birbirine karıştırmadan, plana sadık kalarak birbiri ardına öğretmeye başlıyorsunuz.

*** Bir komutu öğretirken açık ve anlaşılır bir komut olmasına dikkat ederek net olarak ifade etmeniz ve hep aynı şekilde tekrarlamanız gerekiyor. Komut verirken korkutmayacak kadar ama yüksek sesle ve anlaşılır bir ifadeyle konuşmalısınız.

*** Eğitim sırasında köpeğin dikkatini toplayabileceği süre sınırlıdır, bu süreyi aştığınızda konsantrasyonu dağılır ve etraftaki başka şeylerle ilgilenmeye başlar, sizin anlattıklarınızı takip edemez. Bu süreyi dikkatli ve efektif kullanmanız gereklidir.

*** Eğitim ve sonrasında ceza vermek yerine ödül vermek her zaman daha faydalıdır. Neticede korkutarak değil sevdirerek bir şeyi öğretmek daha uzun ömürlü ve sağlamdır. Çünkü ileride bir gün o korku ortadan kalkarsa köpek istediğini yapabilir, oysa sevgi hiçbir zaman ortadan kalkmaz.

*** Zaman içinde kullanılmayan komutlar unutulabilir. Bunlar için ara ara hatırlatma eğitimleri yapmakta fayda vardır.

*** Bir eğitici olarak her zaman kararlarınızda süreklilik ve kesinlik olmalıdır. Sizin göstereceğiniz küçük bir tereddüt köpeğinizin de güvenini sarsacak, onu şaşırtacak ve hata yapmasına sebep olacaktır.

Buna benzer bir dizi kaideyi bize anlattıklarında ne kadar haklı olduklarını anlamış Alman’ların bakış açısından dolayı hayrete düşmüştüm. Eğitmenimiz köpeği eğitirken aslında kendimizi de bir disipline soktuğumuzu anlatmıştı. Önce plan yapmayı öğreniyoruz, sonra bu plana göre ilerlerken işleri birbirine karıştırmamayı ve acele etmemeyi öğreniyoruz. Karşımızdakinin anlama hızına göre bilgi aktarmasını öğreniyoruz. Konudan konuya atlamıyoruz, lafları birbiri arkasına düzgün sıralamayı, akılcı cümleler kurmayı öğreniyoruz.

En çok etkilendiğim konu sevgi vermek, güven aşılamak konusu olmuştu. Şiddetle ve korku yaratarak karşındakini ancak belirli bir süre komut altında tutabileceğini, bir an için korkunun ortadan kalkmasıyla birlikte bütün öğrettiklerinin havaya uçacağını çok iyi anlamıştım. Eğer sevgi ve güven veremediysen, sadece korkutarak terbiye ettiysen köpeğin senden korkmadığı anda dönüp seni ısırabiliyordu.

Alman’ların eğitim hakkındaki düşünceleri böyleydi. İşe önce basitten başlamak gerekiyordu. Eğitmenimiz köpeğini dahi eğitemeyen insanlar olduğunu anlatmıştı. Planlama yapamayan, otoriter olamayan, bildiğini başkasına aktaramayan ve sevgisiz bir insanın başka insanları eğitmesinin de mümkün olamayacağını anlatmıştı.

Bu gün dünyada, Arap ülkelerinde, Afrika’da ülkelerini kontrol altında tutamayan diktatörlerin düştükleri içler acısı hali gördükçe, değil zekası olan insanoğlunu, bir köpeği bile korku uygulayarak baskı altında tutamayacağımızı öğreten eğitmenimizi hatırlamadan edemedim.

Bu yazı 13 Mart 2011 tarihinde www.bodrumgundem.com gazetesinde yayımlanmıştır.

Reklamlar