AMERİKA ÇÖKERKEN…

Dünyanın dört bir yanından devletlerin iflas etmek üzere oldukları, insanların isyan ettikleri, bankaların çöküş haberleri bir araya geldikçe bunun aslında ne anlama geldiğini çıkartmak pek zor değil.

Demir perdenin çökmesinden sonra sanki dünyadaki tek güç olduğunu sanan Amerika’nın uzman planlamacıları hem Uzak Doğu, hem Orta Doğu, hem Afrika ve hem de Güney Amerika için senaryolar yazdılar. Buna göre Amerika ipleri çektikçe bu kıtalardaki ülkeler kukla gibi hareket edeceklerdi.

Tarihi çok eskilere gitmeyen Amerika’nın yeni yetme stratejistleri çok önemli bir faktörü (yeterli derinlikteki bir tarihleri olmadığından bilemedikleri için) göremediler. O da insan faktörüydü. Önce bir Güney Amerika ülkesi olan Brezilya Amerikalı planlamacılara papucu ters giydirdi. Ülke iflas ettiği ve tamamiyle Amerika’ya bağımlı olduğu zannedilirken inanılmaz bir şekilde doğal kaynaklarını rasyonel bir şekilde kullanmaya başlayarak birkaç yıl içinde ekonomisi dünyanın en düzgün ülkelerinden biri haline geliverdi. 

Amerika’nın neredeyse yüz yıldır destek vererek kendi eyaleti gibi gördüğü bazı İslam ülkelerinde son günlerde çıkan halk isyanları da stratejistlerin ne derece tarihten bi-haber olduklarının bir örneği oldu.

Amerika’nın ince bir zeka oyunu olarak planlı bir şekilde Almanya’yı öne sürerek kurdurttuğu Avrupa Birliği de çöküş dönemine girdi. Bu durum da Amerikalı planlamacıların düşünemedikleri kadar zavallı ve zayıf bir ihtiyar Avrupa görüntüsü otaya çıkarttı. Zayıf diyorum çünkü Avrupa Birliğinin bütün finansal gücü Amerika’ya yaptığı ihracata bağlı. Ne yazık ki dünyada bütçe açığı en büyük olan ve durmadan dolar basan en zor durumdaki ülke de gene Amerika…Artık Avrupa’nın halini siz düşünün…

Amerika Vietnam’da yaşadığı utanç verici durumdan yıllar sonra Kuveyt savaşı sonunda inanılmaz teknolojik gücüne karşın tam işi bitirmek üzereyken Bağdat şehrinin sınırına kadar gelip durunca o büyük gücün aslında ne kadar acemi ellerde olduğunu bütün dünya anlamış oldu. Bu gün İran’ın alay eder gibi bütün ihtarlara ve tehditlere rağmen atom enerjisine yönelmesi bunun kaçınılmaz bir neticesidir.

Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada önemli bir güç olduğu zannı da aslında şişirilmiş bir balondan ibarettir. Halkının yarıya yakın bir bölümü yaşam sınırının altında bir gelire sahip olan bir millet geçim sıkıntısı ve işsizlik içinde yaşarken, eğitim, sağlık hukuk gibi temel sosyal sorunlarını çözememişken bulunduğu coğrafyadaki petrol zenginleri arasında ne kadar etkili olabilir ki???

Diğer taraftan Uzak Doğu’da Japonya’nın yıllar önce Amerika’nın kontrolünden çıkıp kendi yağıyla kavrulmaya başlaması, Hindistan’ın teknolojik alandaki atağı ve uyuyan dev Çin’in dünya piyasalarındaki engellenemeyen dominant pozisyonu Amerika’nın otomotiv, elektronik, tekstil, gıda, inşaat v.s. sektörlerini paniğe sürükledi.

Bankacılık sektöründe de Batı Dünyasında yakın geçmişte verilen kötü imtihan sonunda dünyada yeni bir güç gösterisi sahnelenmeye başladı ve bu gösteride Amerika artık baş aktör değil. Kendi coğrafyasında ise Türkiye hiç değil. Aldanmayalım. Biz sadece sahne kapmaya çalışıyoruz ama gücümüz ne yazık ki çok az. Sahneyi de yanlış argumentle; din gücüyle kapmaya çalışıyoruz ki bu tarihin hiçbir devresinde çalışmamıştır. Din gücüyle insanları yönlendirebilirsiniz ama devlet yönetemezsiniz. Geçmiş bunun örnekleriyle doludur. Zaten şu günlerde aynı dine bağlı ülkelerde devlet yönetimine karşı çıkan halk isyanları da bazı kavramların bu güne kadar ne kadar yanlış yönetildiğinin belirtisidir, ders alınmalıdır ve hem de hemen fazla vakit kaybetmeden ders alınmalıdır.

Dünyanın idaresi artık ülkesi, dini belirgin olmayan çok uluslu dev şirketlerin elindedir. Onlar devletlere istedikleri kararları aldırabilirler, sınırlarda vizeler koyar, gümrüklerde kotalar uygular veya kaldırabilirler. Türkiye’de bu devlerle başa çıkabilecek bir kuruluş ne yazık ki bulunmamaktadır. Birkaç büyük aile şirketi bütün güçlerini birleştirse belki o devlerden birine küçük ortak olabilirler. Bizim şimdilik yapabildiğimiz bu devlerin çeşitli sektörlerdeki fason üreticisi olmaktır. Başbakanımız safiyetle “artık kendi arabamızı yapalım” dediğinde o büyüklerin nasıl kaçtıklarını hepimiz gördük.

Hayal kurmayalım… Çalışmaya devam…  

Bu Yorum Bodrum Gündem Gazetesi 19. sayısında ve www.bodrumgundem.com sitesinde 4 Mart 2011 tarihinde yayımlanmıştır.

http://www.bodrumgundem.com/haberdetay.asp?ID=2921