Dünya Ekonomik Forumu’nun 40. yıldönümü olan 2010 toplantılarına Türkiye şaşırtıcı bir şekilde sadece Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ile katıldı.

 

Organizatörlerin hayretle karşıladığı bu tavır Türkiye’nin batı dünyasını nasıl boş verdiğinin bir göstergesi olarak yorumlandı.

Dünyanın önde gelen firmalarından 1400’ü aşkın CEO’nun da katıldığı Davos toplantılarında Türkiye’den katılan özel sektör temsilcilerinin işi Ankara’nın desteği olmadan çok zor. Onlar katılımcı olarak figüran gibi bazı salonlarda bulunacaklar ama devlet desteği arkalarında olmadığı için ancak temsil ettikleri firmaların gücü kadar fark edilecekler.

Özellikle Obama’nın başlattığı ve diğer bütün devletler tarafından destek gören bankacılık sektöründe yapılması tasarlanan regülasyon bizimkiler tarafından nasıl karşılanacak merak konusu.

Geçen sene ortaya çıkan ve batılı diplomatlar tarafından bir fiyasko olarak nitelendirilen “One minute” krizi ülkemizin puan kaybetmesine neden olmuştu. Her ne kadar bazı çevreler bunun kahramanca bir çıkış olduğunu, bu güne kadar ülkemizi dışarıda temsil eden “monşer”lere ders olduğunu savunsalar bile gerçek tam tersi olarak meydanda. Batı dünyası bizi büyümeye çalışan bir çocuk gibi hoş görüyle izlemekte ve istihzayla gülümseyerek “şimdi ne yaramazlık yapacaklar acaba” diye merakla bakıyor. Bunu anlamak için sadece yabancı basını takip etmek yeterli. Yoruma gerek yok. 

Davos’a katılan liderlere göre bu yılın ikinci yarısından itibaren bazı ülkelerde büyüme fırsatı oluşacak. Bu ülkeler arasında Türkiye de var. Ancak ülkemizin büyüme stratejisinin ne olduğu bilinmiyor. Eğer bir stratejimiz varsa bile orada olmadığımız için bunu dünyaya anlatamayacağız.

Şahsi kanaatime göre bu yıl ki Davos’ta en çok gürültü ne global ısınma, ne de global kriz konusunda olacak. Asıl hararetli konuşmalar bu krize sebep olan ve şu anda milyonlarca kişinin işsiz kalmasına sebep olan bankaların geleceği konusunda yapılacaktır.

Yıllardır münakaşa edilebilir bir konseptle yürütülen ve özellikle son on yılda ciddi şekilde kötü yönetilen bankacılık sektörünün kan kaybettiği meydandadır.    

Ülkemizdeki bankaların çoğu artık yabancı ortaklar tarafından idare ediliyor. Bu sektörün büyük bir kriz ortamında dahi trilyonlarca lira kar etmesi size de garip gelmiyor mu? İnsanlar kredi kartı borcunu bile ödeyemezken bankalar neden bu kadar çok kar ediyorlar? Bu soru onları yönetilme şeklinden değil ama konseptin yanlış olmasından ileri geliyor. Neticede yönetici elindeki iş tarifine göre hareket ediyor ama firmalar, insanlar bundan memnun mu?

Pazartesi günü ajans haberlerinde yer alan bir açıklamaya özellikle dikkatinizi çekmek isterim: Bu habere göre Japonya Keito Üniversitesi “Küresel Güvenlik Araştırma Enstitüsü” üyesi Heizo Takenaka insanların bankacılardan nefret ettiğini söyleyerek milyonlarca kişinin hislerine tercüman olmuştur.

Obama’nın çabası umarım bu sektörü kurtararak ve doğru konsepti yaratarak neticelenecektir. Bu başarı terörü önlemek kadar büyük önem taşımaktadır çünkü milyonlarca işsizin yarısı bile iş sahibi olsa terörle mücadele daha kolay olacaktır.

Asıl soru bence budur ve Davos’ta ana gündemi teşkil edecektir. Önümüzdeki günlerde medyayı takip ederek göreceğiz. Keşke orada olsaydık…

Bu makale 29 Ocak 2010 tarihinde www.bodrumgundem.com sitesinde yayımlandı

Reklamlar